TOPARLANMA ZAMANI: NASIL İYİLEŞEBİLİRİZ?

Günaydın,

Saat 05:15’te uyandım bu sabah. Depremin üzerinden 1 aydan daha fazla bir süre geçti ve o zamandan beri ilk defa yeniden içimde bir şeylerin heyecanını hissederek açtım bilgisayarımı ve kocaman bir kupada kahve yaptım.

Yaşamın bir anda bitebileceğini, her şeyimizi bir anda kaybedebileceğimizi ve hayatta özel günlerin değil özel anların olduğunu ve bu yüzden de iyi veya kötü hiçbir anın ertelenmemesi gerektiğini sanırım ziyadesiyle öğrendik. Keşkelere girmek istemiyorum, bu en az kayıplar kadar canımı acıtıyor. Ama şunu da çok iyi anladım, başkalarına yardım edebilmek için bile önce kendimize iyi bakmamız gerekiyor. Bir önceki yazımda da söylediğim gibi; güçsüz düşmüş bir beden ve zihinle ne kendimize ne de başkalarına faydamız dokunabilir.

“Başka çaremiz yok da ondan!”

O yüzden belki bazıları için bencilce gelecek ama ben kendimi yeniden toparlamaya, iyileştirmeye ve geliştirmeye devam etmek üzere bazı kararlar aldım. Bu kararların önce bana sonra da çevremdeki insanlara iyi geleceğine inanıyorum. Ne yaşarsak yaşayalım eğer nefes alıyorsak yaşam devam ediyor ve biz ona tutunmak zorundayız. Neden? Çünkü hani “Vizontele” filminde Altan Erkekli
diyor ya, “başka çaremiz yok da ondan!”

Kayboldum!

Depremin öncesinde de hissettiğim kaybolmuşluk duygusu depremle beraber daha da yoğunlaştı. Ve sonra, sanki bunca zamandır yanlış şeyler için mücadele etmişim gibi düşündürdü, “Bu gelip geçici dünyada uğraştığım her şey boş ” düşüncesi, yaşadığım hayata olan odağımı kaybetmeme sebep oldu. İlk etapta anlamlandıramadım ve nasıl içinden çıkacağımı bilemedim ama sanırım şu an ne yapmam gerektiğini biliyorum. Öncelikle “kaybolmuş” hissetmenin ve hedeflerimiz ile alakalı bazen şüpheye düşebilmenin de yaşama dahil olduğunu kabul etmek lazım.

Kendime şu soruları sordum:

• Hayatımda gerçekten neyin önemli olduğunu belirlemek için yeterli zaman ve enerji harcadım mı?
• Beni neyin mutlu edeceğini gerçekten biliyor muyum?
• Beni motive eden şeyler nelerdir?
• Hayatımda neyi değiştirmek istiyorum?

Bu sorular üzerine uzun uzun düşündüm. Sonra kafamı bulandıran o cümleyi; “Bu gelip geçici dünyada uğraştığım her şey boş ”

Sahiden öyle miydi?

Hem evet hem hayır. Bize biçilen bir ömür süresi var ve detayları hakkında hiçbir fikrimiz yok. Ama oturup ölmeyi beklemek ve sırf “bir gün yaşamımız son bulacak nasılsa” düşüncesi ile hayatı askıya almak bence pek mantıklı değil. O yüzden nereye kadar devam edeceğini bilmesek bile bir yerden başlamak ve biteceği kısma kadar elimizden geleni yapmak daha doğru gibi geliyor bana. Sonuçta her mücadelenin bir sonucu olmayabiliyor. Bu kaybetmek anlamına gelmiyor üstelik, sadece yarım kalıyor ya da zamanımız yetmiyor bazen. Ama en azından kaderin bize müdahale ettiği anda hareket halinde olmak bence iyi ve anlamlı bir şey.

Ve bizim için anlamı olan her şey bizi hayatta tutar. Tıpkı Victor E. Frankl’ı o insanlığın görüp görebileceği en korkunç ortamda, tüm ailesi Nazi kamplarında gözlerinin önünde katledilmesine rağmen hayatta tuttuğu gibi…

Bazen hayatımızı anlamlı kılacak bir şey bulamayız ve hatta bunun için çaba göstermeye bile mecalimiz kalmayabilir. Bence böyle durumlarda da bize yardımcı olabilecek şeyler var. Ve inanın burada sayacağım her şeyi şuan tek tek deniyorum ve bana iyi hissettiriyor.

• Kendinize iyi bakın, çünkü biriciksiniz.

İyi bir beslenme düzeni, yeterli uyku ve egzersiz, kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olabilir. Bu, kendinize ve zihninize iyi bakmanın bir yoludur.

• Kendinize zaman tanıyın, çünkü herkes koşarak yaşıyor ve bu yüzden elindeki rüzgar gülünün renklerini göremiyor.

Hayatımızda neler yapmak istediğinizi bulmak ve buna ulaşmak, zaman alabilir. Ve zamanın bu kadar hızlı aktığı bir dünyada kendimize vakit ayırmak, kendimizi dinlemek “nasıl bir insan olduğumuzu ve esas düşümüzün ne olduğunu hatırlamak” için gerçekten önemli.

Ben bunun için bir adım attım ve özellikle günün tam da bu saatlerini düşünmeye, hedeflerimi ve hayallerimi hatırlamaya harcamaya karar verdim. Ve her ay mutlaka dışarda, sevdiğim bir yerde en rahat hissettiğim halimle kendime bir yemek ısmarlamaya ve ardından bir kitapçıda uzun uzun kitap bakmaya karar verdim. Bunu bir de ajandama not aldım. Bu beni çok heyecanlandırdı. 🙂 Yaniii kendinize zaman tanıyın ve her attığınız her adımda hayallerinizi hatırlayıp onu gerçekleştirmek için kendinize küçük hedefler belirleyin.

• Kendinize karşı dürüst olun ve aynaya bakın. Çünkü gözler yalan söyleyemez. 🙂

Kendinize neden kaybolmuş gibi hissettiğinizi sorun ve buna dürüstçe cevap verin. Bunun nedenleri neler olabilir? Hangi adımları atmanız gerekiyor? Ve önünüzdeki engeller gerçek engeller mi? Yoksa korkularınız mı? Ben her defasında yanıtın ikinci şık olduğunu gördüm, bu asla şaşmaz.

• Kendinize biraz zaman tanıyın ve bu duyguları yavaş yavaş anlamaya çalışın.

Kendimize iyi bakmak, dürüst olmak ve yeri geldiğinde destek almak, kendimizi daha iyi hissetmemize yardımcı olabilir. Hatırlayın, her zaman bir çözüm vardır ve yardım almak zayıflık değil, aksine güç göstergesidir.

silhouette of woman standing beside body of water

Son olarak yardım demişken…

Bazen bizi kimsenin anlamadığını düşünürüz, ne yaparsak yapalım kendimizi ayağa kaldıracak gücü içimizde bir türlü bulamayız. İşte böyle durumlarda benim imdadıma genellikle kitaplar, belgeseller ve filmler yetişiyor. Bu yüzden de bu yazıyı bana her defasında iyi hissettiren, elimden tutup ayağa kaldıran birkaç kitap, belgesel ve film önerileriyle bitirmek istiyorum. Umarım ihtiyacı olan herkese bu zor günlerde bir nebze de olsa iyi hissettirir.

Kitap önerileri:

1. “The Alchemist” – Paulo Coelho
2. “Siddharta” – Herman Hesse
3. “Man’s Search for Meaning” – Viktor Frankl
4. “The Four Agreements” – Don Miguel Ruiz
5. “Mindfulness” – Harvard Business (Duygusal Zeka Serisi)

Film önerileri:

1. “Into the Wild” – Sean Penn
2. “The Pursuit of Happyness” – Gabriele Muccino
3. “Good Will Hunting” – Gus Van Sant
4. “The Secret Life of Walter Mitty” – Ben Stiller
5. “The Shawshank Redemption” – Frank Darabont

Belgesel önerileri:

1. “Happy” – Roko Belic
2. “Minimalism: A Documentary About the Important Things” – Matt D’Avella
3. “Jiro Dreams of Sushi” – David Gelb
4. “The True Cost” – Andrew Morgan
5. “The Mind, Explained” – Netflix

Unutmayın ki hepimizin yolculuğu çok farklı ama “her birimizin yaşamının biricik olduğu ve bir gün bir yerde noktalanacağı gerçeği” aynıdır. O yüzden yazımı çok sevdiğim bir film olan “Benjamin Button’un Tuhaf Öyküsü”den bir replik ile bitirmek istiyorum. Bir dahaki yazıya kadar kendinize ve sevdiklerinize çok iyi bakın, çok sarılın, sevdiğinizi de çekinmeden bol bol söyleyin.

Benjamin Button'un Tuhaf Hikayesi | Prusa Haber

”Umarım daha önce hiç hissetmediğin duyguları hissedersin.
Umarım hayata başka bir pencereden bakan insanlarla tanışırsın.
Umarım gurur duyduğun bir hayat yaşarsın.
Ve eğer yaşamadığını düşünürsen,
umarım içinde her şeye yeniden başlayacak gücü bulursun.”

(Benjamin Button, 2008)

Sevgilerimle…

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir