HAYAT KALİTEMİZİ NASIL ARTIRABİLİRİZ?

Merhaba,

Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, birçok şey elimizin altında. Alışverişler, seyahatler, müze gezileri, eğitim ve daha birçok şey online… Yani her şey, tek bir tuşa tıklama hamlesi ile kolayca gerçekleştirilebiliyor. Üstelik pandemi döneminin yarattığı reel hayattaki sosyal yaşam kısıtlaması, “dijitalin, bünyesine daha fazla imkan eklemesine” sebep oldu. Böylelikle bir süre daha evlerimizden hiç çıkmadan birçok şeyi halledebileceğiz. Ama sanki bu durum bizi biraz tembelleştirdi ve kendimizle baş başa kalma olayı da biraz gözümüzü korkuttu gibi.

BİR TANIDIĞIN SESİ

Daha önce, yani sosyal yaşam kısıtlaması henüz yok iken, gün içerisinde iş yerlerimizde çalışırken, sokakta veya kafelerde insanlarla bir araya gelirken, çılgınlar gibi alışveriş yaparken bu gündelik koşuşturmalar arasında vakit öldürüyorduk. Zaman bir şekilde geçip gidiyordu. Ama sonra bir anda durduk. Sesler kesildi ve uzun zamandır duymadığımız birinin sesini duyduk. Bu ses içimizden aslında her gün yükselen, fikrini söyleyen kendi iç sesimizdi. Ama ona o kadar yabancılaşmıştık ki, bu ses bizi korkuttu. Çünkü bizler genellikle, kendi iç dünyamızın o ele avuca sığmayan akışını gözlemlemek, onun en karanlık ya da en göz kamaştırıcı yanlarına inmek ve bu türlü hallerindeki incelikleri ayırt edip üzerine düşünmek yerine daha zahmetsiz olduğunu düşündüğümüz o “dış dünya” ile meşgul olmayı seçiyoruz. İşte tam da bu yüzden o sesten korktuk. Ama bu defa kaçamadık. Pandemi dönemi “kendi içinize dönebilirsiniz” diye rica etmedi, bizi buna maruz bıraktı. O yüzden de mecburen dinleyecektik, o sesi.

Dinledik de zaten.

SENİN DÜŞÜN NEYDİ?

Bu sesin en çok sorduğu şey;
” Sen kimsin? Ve aslında ne istiyorsun?”
” Senin esas düşün ne? Bir iz bırakmadan mı gideceksin? ”
” O istediğin şey için ne yapıyorsun? Aldığın ve tükettiğin hiçbir eşya, girdiğin onca yüzeysel diyalog dolduramadı içindeki o boşluğu. Yaşamayı, hayat geçip gittikten sonra mı öğreneceksin?”

Halbuki Montaigne şöyle demişti; ” En büyük ve en şerefli meselemiz, doğru dürüst yaşamaktır.”

Peki biz ne yaptık? Sadece nefes aldık, o sesi duyana dek. Şimdi ise o sesin söyledikleri üzerine düşünüyoruz. Varoluşumuz ve hayat kalitemiz ile alakalı.
Ve ona bahaneler sıralıyoruz:

“Ama vaktim yok ki.
Zaten çok çabuk yoruluyorum.
Ben yapamam.
Her şey çok pahalı.
Etrafımdaki insanlar dalga geçer.
Bu işi yapanlar zaten var. ”

… gibi gibi daha nice bahane. ,

Ama inanın bu sıraladığımız bahanelerin hiçbiri haklı sebepler değil. Ve daha anlamlı, kaliteli bir yaşam sanıldığı kadar zor değil. Sadece hayatımıza, dikkatimizi dağıtan çok fazla “uyaran” dahil ediyoruz. Ve işin komik yanı, biz bu uyaranlar tarafından o kadar hipnotize ediliyoruz ki, yaşamımız için kendi içimizden değil başkalarından/başka şeylerden istifade ediyoruz. Odaklanamıyoruz, beynimiz uyuşuyor.

NE YAPMALI?

O kadar basit ki bunun yolu!

* İşi temelden almak gerekiyor. Mesela iyi bir uyku uyuyarak vücudumuzu dinlendirebilir daha dinç ve çalışkan bir “ben” yaratabiliriz.

* Güne erken başlayarak ve planlayarak, ” Zaman görecelidir.” cümlesini haklı çıkarırcasına, birçok işi halleden bir “ben” yaratabiliriz.

* Güne sağlam bir kahvaltı ile başlayarak, “mutlu bir ben” yaratabiliriz.

* Kendimizi, “o ne der?, Şu ne düşünür?” gibi gereksiz duygu izdihamından koruyarak “sağlıklı düşünen bir ben” var edebiliriz.

* İlgi duyduğumuz bir alanla alakalı YouTube’dan ücretsiz ya da Udemy’de çok uygun fiyatlarla eğitim videoları izleyebilir, ücretsiz müzeleri gezebilir, yeni bir dil öğrenebilir ve böylece “donanımlı bir ben” yaratabiliriz.

* Belki komik gelecek ama bence evde bir kedi/köpek besleyerek ya da çiçek yetiştirerek, “sorumlu bir ben” yaratabiliriz.

* İstemediğimiz halde defalarca maruz kaldığımız ve hep “Evet” dediğimiz o şeye bir kere de olsa ve hatta çok basit bir konu bile olsa, “hayır” diyerek daha “cesur bir ben” yaratabiliriz.

* Yüzlerce ses, “o yol dar, bu yol yokuş derken, bahsettikleri her yolun onların kendi yolu olduğunu düşünmeli, ve bunu reddederek ” kendi yolunu seçen bir ben” yaratabiliriz.

KENDİNİN EFENDİSİ

Yani işin özü “kendinin efendisi olan bir ben” yaratabiliriz.

Toparlamak gerekirse, içinde olduğumuz koşullar, bizim kim olduğumuzu ortaya koymaz. Bence koşullara verdiğimiz tepkiler ve zorluklara karşı ettiğimiz mücadeleler bizim “kim olduğumuzu” belirler. O yüzden bu süreçte hayalimiz/hedefimiz ne olursa olsun ya da ne kadar büyük/küçük olursa olsun, tüm bunları temelden ele almadıkça diğer bütün yöntemler eksik kalacaktır. Zor bir yıl yaşadık, 2021 nasıl olacak, hiçbir fikrimiz yok. Belki daha zor belki de daha kolay geçecek. Bunu ancak zaman gösterir. Ama bence eğer bir nebze de olsa, bazı çıkarımlar yapabildiysek tüm bu sene içerisinde yaşananlardan, daha kolay geçeceğine eminim. Umarım, hepimiz için işleri temelden ele alarak hayallerimizi gerçekleştirdiğimiz bir yıl olur.

Mutlu günler dilerim. Ve sizi çok seviyorum!!

More from tastimcemberimden

Kendimle Konuşmalar – I

Şöyle bir oturup kendimle , iki lafın belini kırmayalı ne çok oldu...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

16 − 8 =