ESKİ GÜNLERİN KAPISINI ÇALAR GİBİ

Selam, 

Birkaç gün sonra bayram tatili bitiyor ve ben şimdiden bavul yapmaya başladım. Ee malum, okulum, tezim ve işim beni bekliyor. Ve gelmeden önce odama bir kitaplık aldığım için memleketimdeki bazı kitapları kendimle götürmeye ve odamdaki yeni kitaplığıma dizmeye karar verdim. Ama eski kitapların arasından sıyrılıp şu ana odaklanmak o kadar zor oldu ki benim için! 😒

Çünkü kitapları seçerken resmen çocukluğumu ziyaret ettim. Pazardan, Beyoğlu Aslıhan Pasajı’ndan, Kadıköy Nezih’ten ve Remzi Kitabevi’den aldığım kitaplarım… Kiminin sararmış ve hatta dökülen sayfaları, kiminin arasından çıkan bana ya da başkalarına ait notlar… Her biri o kadar eski ve o kadar kıymetli ki benim için. Bir kaçını buradan sizlerle paylaşmak istiyorum.🌾

Mesela ilk olarak Sinbad!

İstanbul’da Beyoğlu’na ilk taşındığımız zamanlardan kalma. Yani 2002-2003 falan. Annemle birlikte pazara gitmiştik. Ve orada kitaplarını satan üniversiteli bir gençten “Sinbad’ın Serüvenleri”ni almıştık. 40-50 sayfalık kitabı o kadar çok sevmiştim ki belki o hafta on defa okumuşumdur. İlk göz ağrım diyebilirim🌾

Ve çoğu kitapseverin bam teli, Şeker Portakalı🌾

Bendeki 14. basım ve sanırım 2007 li yıllardı. Beyoğlu’nda (müdavimleri iyi bilir!) ikinci el kitap ve plak satan Aslıhan Pasajı’ndan almıştım. Ve ne tuhaf ki, o zamanlar henüz 14 yaşımda olmama rağmen ağlamaktan gözlerim şişmişti Şeker Portakalı’nı okurken. İstanbul insanı biraz erken büyütüyor, sanırım kitabı bu kadar farkındalıkla okuyup anlamlandırmam da bundandı. 

Kar denen o muhteşem doğa olayını hayatımda hiç görmemiş olsaydım bile, yine de bu kitabı okurken, nasıl bir şey olduğunu az çok tahmin eder ve içim üşürdü. Çünkü, Orhan Pamuk bu işi gerçekten çok iyi beceriyor. Kar’ı okurken hem hayatımda hiç görmediğim Kars’ın sokaklarında dolaşmış hem de çok üşümüştüm. 🌾Damağımda tadı kalan en güzel Orhan Pamuk kitaplarından biridir Kar. Ve bu da 2002 yılında ait bir baskı. Yani baya eski sayılır. 

Tezer Özlü…

O edebiyat dünyasının hem “Hiç kimseyi yalan söylediğini anlayacak kadar tanımak istemiyorum” diyecek kadar  naif ve hüzünlü prensesi hem de dönemin şartlarını umursadan en mahrem anılarını bile kaleme alabilen cesur insanı olabilmeyi başarmış tek kadın bence! ✨Çocukluğun Soğuk Geceleri, bir genç kız olarak henüz kendimi yeni yeni tanımaya ve sorgulamaya başladığım dönemlerde cesaretli cümleleri karşısında dudaklarımı ısırarak okuduğum bir kitaptı. İlk baskısı 1980de yapılan kitap, Tezer Özlü’nün de ilk göz ağrısıydı sanırım ve Aslıhan Pasajı’dan almıştım. Yine 2000li yıllardı. 

Ve son olarak benim için en özeli “Sessiz Ev”. Yine Aslıhan Pasajının içinde fırsatı buldukça yanına uğradığım sevgili Sıtkı amcadan almıştım bu kitabı.Ve kitabın ilk sayfasında çok eski bir tarihle birlikte bir kadının adı yazıyordu. Başta ilk sayfasına yazılan isimden ziyade kitabın konusu dikkatimi çektiği için çok kurcalamamıştım. Ama kitabı bitirdikten sonra o ismi araştırdım ve benden yıllar yıllar önce bu kitabı alıp üzerine aldığı günün tarihini ve ismini yazan kadının,  şair Leyla Onomay olduğunu öğrendim. Ve o kadar mutlu hissetmiştim ki kendimi! Yani muhteşem şiirler yazan bir şairin bir zamanlar eline alıp okuduğu, ilk sayfasına adını yazdığı kitap yıllar sonra benim elimdeydi. Bu çok başka bir his! 

Şimdi benim için birbirinden değerli olan bu kitaplara bakınca kendimi hem çok mutlu hem de çok şanslı hissediyorum. Çünkü, her biri yıllar boyunca,  birden fazla insanın hayatında konaklamış, raflarında misafir olmuş ve sonunda da bir pasajda beni bulmuşlar! İyi ki de bulmuşlar!  

Sizin öyle çok  değer verdiğiniz bir kitap var mı, varsa hikayesi nedir?

Sevgiler ♥️

More from tastimcemberimden

Gölgem

Susuşlarıma gizliyorum seni Bazen gözlerimin daldığı yerdesin Bazen dilimin dönmediği bir kelimesin...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

6 + 4 =