Acımasız | Gerçek | Ağır : Çürümenin Kitabı 

Selam !

Cioran nihayet bitti. Ama şunu söylemeliyim ki ne çok çabuk okuyabilir ne çok çabuk sindirebilirsiniz! Çünkü başlıktaki gibi… Çok acımasız, çok gerçek ve çok ağır… Yani hiç abartısız, yazdıkları yenilir yutulur gibi değil! Hani canınızı sıkan bazı gerçekler vardır ya, ne bir çözüm getirebilirsiniz ne de onunla yaşayabilirsiniz. Sadece ruhunuzun hırpalandığını hisseder ve adeta diken üstünde susarsınız. İşte bu kitap aynen böyle hissettiriyor!

İçindeki genel başlıklar şu şekilde:

🔸 Çürümenin Kitabı

🔸 Tesadüfi Düşünür

🔸 Gerilemenin Çehreleri

🔸 Azizlik ve Mutlağın Yüz Buruşturmaları

🔸 Bilginin Dekoru

🔸 El Etek Çekme

Tabi bu başlıkların bir de birçok alt başlığı var. Mesela “Çürümenin Kitabı” bölümünün “Anti-peygamber” diye bir alt başlığı var ve bu kısımda şöyle söylüyor Cioran:

“ Vaaz verme çılgınlığı içimizde öylesine yer etmiştir ki, korunma içgüdüsünün bilmediği derinliklerden doğar. Her insan, kendinin bir şey önereceği anı bekler: Ne önerdiği önemli değildir. Bir sesi vardır ya, o yeter. Ne sağır ne dilsiz olmanın bedelini pahalıya öderiz… “ Hele ki teknoloji bu kadar gelişmiş ve gelişmeye devam ediyorken, sosyal platformlarda enformasyon kirliliği gün geçtikçe artarken ve bu enformasyona herkes çok kolay ulaşıyorken Cioran’ın vaaz verme çılgınlığı mevzusuna katılmamak elde değil.

Bir tür meditasyon

Kitap aforizmanın hakkını gerçekten veren paragraflarla dolu. Ki zaten bu yüzden uzun süre elimde kaldı. Çünkü dili, tespitleri ve anlamı çok ağırdı. Her ne kadar içinizde huzursuzluk yaratıyor gibi görünse de mutsuzluğu, insanın kaçamamakla birlikte kendine bir türlü itiraf edemediği yalnızlığı, en karanlık, çürümüş yanlarını o kadar güzel anlatıyor ki değişik bir meditasyon yapıyor adeta.

İnsan varoluşunun, tutkularının, zaaflarının bu kadar derinlemesine ve çarpıcı bir şekilde ele alındığı başka bir kitap yoktur sanırım. Üstelik okurken her ne kadar içinizi karamsarlık ve ince bir huzursuzluk sarsa da yazdıklarına zaman zaman “ Ama kesinlikle haklı” diyorsunuz. Sanırım bu da Cioran’in retorik bir sentezci olmasıyla alakalı. Başta da dediğim gibi hem çok katıldığım ( belki de beni ikna etmeyi başardığı) hem de aşırı melankolik bulduğum yerler oldu. Ki genellikle hayata karşı iflah olmaz bir eleştiri hâkim. Böyle olunca da her satırı hayata karşı bir yabancılaşma ve tiksinme kokan kitabın yazarı için, bu kadar kötümser bakacak ne yaşamış olabilir ki diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Son olarak hoşuma giden birkaç alıntı ile yazımı bitirmek istiyorum:

“Hakikaten yalnız varlık, insanlar tarafından terk edilmiş olan değil, insanlar arasında acı çekendir”

“Vaktiyle bir ‘benliğim’ vardı; artık sadece bir nesneyim… Yalnızlığın bütün uyuşturucularını tıka basa alıyorum; dünyanın uyuşturucuları bana benliğimi unutturamayacak kadar hafiftiler. İçimdeki peygamberi öldürmüş olduğuma göre, nasıl olur da insanlar arasında hâlâ bir yerim olabilir ki?”

“ NEREDE tükettin ömrünü? Bir hareketin hatırası, bir tutkunun işareti, bir maceranın parıltısı, güzel ve firari bir cinnet-geçmişinde bunların hiçbiri yok; hiçbir sayıklama senin ismini taşımıyor, seni hiçbir zaaf onurlandırmıyor. İz bırakmadan kayıp gittin; senin rüyan neydi peki? Kökeninde aldatıcı ve yıkıma mahkûm olmayan hiçbir “yeni” hayat görmedim şimdiye kadar. “

Herkese keyifli okumalar,

Sizi çok seviyorum!

More from tastimcemberimden

Başka Bir Açıdan ‘Selfie’

Selfie çılgınlığını duymayan denemeyen kalmadı. Avrupa’da yılın kelimesi seçilirken, bizimkiler de ‘Acaba...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

12 + five =