POZİTİF DÜŞÜNMENİN BÜYÜSÜ – EXPECTO PATRONUM

Merhaba🪄

J. K. Rowling bundan 26 yıl önce ölümsüz eseri olan Harry Potter’ı yazdı ve adını duymayan kalmadı. Kalmayacak ta zaten.🧡

Ama öncesini pek merak etmiyoruz değil mi? Başarının öncesini, başarıyı hazırlayan zemini… Aklımız hep maceraya atılmakta ya da içine düşeceğimiz tavşan delikleri aramakta… Oysa J.K. Rowling bu ünlü seriyi yazmadan önce kendisine “klinik depresyon” teşhisi konmuştu. İlk romanını yazarken annesini kaybetmenin, başarısız bir evliliğin, işsizliğin ve bekar bir anne olmanın getirdiği zorlukların acısını çekiyordu. Kendisini bir başarısızlık olarak görüyordu ve intiharı düşünecek kadar depresyona girmişti. Küçük çocuğuyla birlikte İskoçya’ya taşındıktan sonra Rowling, depresyonunu aldı ve onu yazdığı kitabın içerisine koydu.

Biz o depresyonu “Ruh Emiciler” olarak biliyoruz.

Rowling’in romana “depresyonun bir metaforu” olarak eklediği Ruh Emiciler; nefesleriyle, tıpkı depresyonun bir kişinin zihnini bulandırabileceği gibi, havadaki ışığı ve mutluluğu ortadan kaldırabiliyordu. Onların olduğu her yer buz gibi oluyor, koca bir mutsuzluk çöküyordu.

harry-potter-ruh-emiciler - FRPNET

Ruh Emiciler yalnızca büyücüler ve cadılar tarafından görülebilirken, Muggle’lar onların gazabını hissedebiliyor ancak doğrudan göremiyordu. Bu durum, insanların gerçek hayatta depresyonla karşılaşma biçimiyle örtüşüyor bence. Her bölümde Potter ve arkadaşlarının bir şekilde Voldemort’la mücadele etmesi aslında depresyonun “geçiyor gibi olup” yeniden belirmesine benziyor. Tuhaf olan şu ki; depresyonun üstesinden gelinmesinin zor olduğu gibi, Ruh Emicilere karşı da pek fazla savunma yoktur.

Patronus Büyüsü hariç…

Nedir Patronus büyüsü?

En mutlu anılarına ve olumlu düşüncelerine %100 odaklandığında Ruh Emicileri yok eden pozitif bir güçtür.

Korkularla yüzleşmek, içsel gücü bulmak, o gücün bir zamanlar kazandığımız zaferlerden, güzel dostluklardan, aşktan ve sevgiden oluştuğunu görmek…  Ve sonra bunlardan alınan güç ile zorluklarla mücadele edebilmek… Doğru olanı yapmaya cesaret etmek.

Harry Potter: 5 Scenes That Foreshadowed Harry Was A Horcrux (And 5 Reasons It Makes No Sense)

Bence pozitifi/güzeli düşünmenin gücünü hafife almayalım. Burada hayata pembe gözlüklerle bakalım demiyorum. Bahsettiğim aslında psikolojide “resilience” denilen “olumsuz etkilerle başa çıkma yeteneği/gücü” aslında. Ve bunu geliştirmemizde etkili olan faktörlerden biri de, olumlu düşünmek. Bu bize devam edebilme gücü verir.

Olaylara olumlu bir perspektiften bakarsak, sorunlara çözüm odaklı yaklaşma yeteneğimiz gelişir. Eğer çözüm odaklı yaklaşmak yeteneğimiz gelişirse geleceğe daha umut dolu bakar ve olumlu sonuçlar beklemeye yönelik bir tutum benimseriz. Bu tutumu benimseyebilirsek kendimiz için hedefler koyma ve bu hedeflere ulaşabilme konusunda adım atma cesaretimiz olur. Cesaretimiz olursa, hayatımızda sorun olarak gördüğümüz pek çok şeyin aslında birer fırsat olduğunun farkına varabiliriz. Ve eğer bu fırsatı değerlendirebilirsiniz kişisel gelişimimize kocaman bir katkıda bulunmuş oluruz.

Toparlamak gerekirse; pozitif düşünmek gerçekçi bir perspektiften uzaklaşmamız sürece, zorluklarla baş edebilmemiz noktasında gerçekten çok ama çok etkili bir yöntem.

 Neden?

E çünkü insan bazen zor günlerden geçerken, kendini bir hiçmiş gibi hissedebiliyor, sanki hiç var olmamış, hiç güzel günler yaşamamış, hiçbir yarışı kazanmamış ve hiç sevilmemiş gibi.

İşte böyle zamanlarda hepimize hâlâ ilham olmaya devam eden Harry Potter filmindeki gibi kendi Patronus büyüğümüzü yapalım, yani bir an duralım derin bir nefes alalım. Ve şu an bulunduğumuz noktanın son durak olmadığını düşünüp güzel anılarımızdan, geçmişteki zaferlerimizden, hala yanımızda olan ve bir elin parmak sayısını geçmeyen sevdiklerimizden, uğruna çabaladığımız hedeflerimizden hayallerimizden pozitif bir kalkan yaratalım.

O kalkanın ışığı, hayatımızı sabote eden ruh emici ileri güneşin karşısında kısalan gölgeler gibi yok etsin. Ruhumuz iyileşsin, duygusal refahımızı az ve zihinsel esnekliği imiz artsın. Hadi bugün o adımı atalım.🤎

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir