Maviydi Hayallerim, Ölünceye Kadar

tumblr_lxg2fhjm841qlga1jo1_500

 

Salondan içeri girip koltuktaki yerimi alıyorum. 10 dakika kadar bekledikten sonra ışıklar sönüyor. Ve sahnede bir adam beliriyor. Konuşmaya başlıyor :

” Maviydi bisikletim. Alman malıydı. Hey yavrum hey, kuşlar gibi uçardı. Elden düşme değil, acentadan almıştık. Didonu elimde, Hisarönü’nden dönerken eve, deliler gibi sevinçliydim. ”

Dün akşam Kayseri Şehir Tiyatrosu’nda Dinçer Sümer’in yazdığı, Murat Özdeniz’in yönettiği ve Muammer Karakaş’ın rol aldığı, tek kişilik oyun olan ‘Maviydi Bisikletim’ sahnelendi.Oyun; 50’li yılların İzmir’inde , mavi bir bisiklete yüklenmiş hayalleri, masum arkadaşlıkları, ilk gençlik sevdasını bir kenar mahalle hayatından kesitler sunarak anlatıyordu.

Sahnedeki tek parça manzaranın olduğu dekora ve sadece bir kişinin konuşuyor olmasına rağmen, koltuklarınızdan kalkıyor ve mavi bisiklete binip İzmir’in sokaklarını dolaşıyorsunuz adeta. Ve sahnede göremeseniz de oyunda adı geçen diğer yan karakterlerle de tanışıyorsunuz . Çevresindekiler ve özellikle teyzesi tarafından Dudaktan Kalbe filmindeki Muzaffer Tema’ya benzetilen ana karakterimizi, onun biricik aşkı Nurhayat’ ı, ve Nurhayat’ a giderken ‘kendisinin söylediği gibi ;’ Bir teyyareye dönen’ Alman malı, gıcır gıcır mavi bisikletini gözlerinizin önüne getirmekte zorlanmıyorsunuz. Bunda tabi ki en büyük pay Muammer Karakaş’ın sizi oyunun içine çeken o içten ve gerçekçi anlatımı.

Oyunun ayrıntısına girecek olursam anlatacaklarım bitmez. Bir kere muazzamdı ona laf yok. Ama asıl muazzam olan bir şey daha varsa o da salonu hınca hınç dolduran kalabalıktı. Tek bir kişiyi izleyen, dinleyen bir sürü nefes …

Derken oyun bitiyor, can alıcı ve hiç unutamayacağım o söz ile;

Maviydi Bisikletim
Nurhayat’ın gözleri gibi…

Usulca kalkıyorum yerimden. O ezik, aşık, sancılı iki çocuğu ve Mavi Bisikleti oracıkta bırakıp evime dönüyorum.

 

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir