ASLINDA HERKES BİR BAŞKASI YÜZÜNDEN GÜNAHKÂR: KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI

Merhaba!

Bazı yazarlar gerçekten çok özel. Hele ki toplumun kanayan yaralarına duyarsız kalamayanlar çok daha özel. Çünkü bu, onların gerçeklerden uzak, bir hayal dünyasında yaşadığı ön yargısını kırıyor. Ahmet Ümit tam da bu bahsettiğim yazarlardan. Onunla aynı zaman dilimindeyken onu okumak ve anlamak gerçekten benim için büyük ayrıcalık.

Birkaç hafta önce okudum Kırlangıç Çığlığı’nı. Ama inanın okunması bu kadar kolay fakat hazmedilmesi bu kadar zor bir kitap daha önce hiç görmedim. Şöyle ki hikâye, hem lafı dolandırmadan yalın bir şekilde anlatıldığı için çok akıcı geliyor hem de sinematografik yazdığı için imgelediği her şey gözünüzde kolay canlanıyor. Ve hazmedilmesi olayına gelince… Konusu çok hassas. Anlatılanlar çok korkunç. Zaten bu yüzden, ilk sayfalarda, “ Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki cehennem?” sorusu karşılıyor hepimizi. Sonrasında tüm hikâye boyunca sorunun yanıtı aranıyor.

İlk olarak 2018’in Mart ayında Everest etiketiyle basılan Kırlangıç Çığlığı, hala hakkında çok konuşulan kitaplardan. Bu yüzden elimden geldiği kadar spoiler vermeden bahsetmek istiyorum.

Özlenen üçlü…

Kitapta bir Ahmet Ümit klasiği olan ve çok özlediğimiz Baş komiser Nevzat, yardımcısı Ali ve kriminolog Zeynep üçgeni var. Ve bu üçlü bu sefer çok zor bir olayla karşı karşıyadır.

Körebe denilen bir seri katil, 2012 yılında birbirine çok benzeyen 12 cinayet işlemiştir.  Bu cinayetlerde öldürdüğü tüm şahıslar daha öncesinden pedofili suçundan mahkum olup sonra dışarı çıkan ve gündelik hayatına devam kişilerdir. Körebe işlediği her cinayette, maktulleri çocuklarla bağlantı kurulacak mekanlara bırakmış ve sağ kulağını kesip gözlerini de kırmızı kadife bir bant ile bağlamıştır. ( kendisine de bu yüzden körebe deniyor). Sonrasında ise yanına bir oyuncak bırakarak kayıplara karışmıştır. O dönemde katili bulamamak baş komiser Zekai’nin de içine bir ukde kalmıştır.

İşlediği 12 cinayete rağmen bulunamayan ve dosyası kapanan Körebe yıllar sonra yeni bir cinayet ile yeniden ortaya çıkar.  Ortada yine gözleri bağlı kulağı kesik bir şekilde bir çocuk parkına bırakılmış maktul yanında da barbie bebek vardır. Ve tıpkı Körebe yıllarındaki gibi, katil daha öncesinden çocuk tacizinden mahkum olmuş biridir. Davaya bu defa Baş komiser Nevzat bakmaktadır. Bu arada Baş komiser Nevzat eşini ve kızını bir saldırıda kaybetmiştir ve kızı Aysun da zamanında bir taciz vakıasıyla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden konu oldukça hassas bir hal almaya başlar.

Önemli olan katil mi?

Ahmet Ümit, roman boyunca her ne kadar katili merak ettirse de, son sayfaya geldiğinize aslında önemli olanın çok daha başka kavramlar olduğunu anlıyorsunuz. Vicdan, saplantı, korku, sevgi eksikliği, kimsesizlik, bedel ödemek, masumiyet gibi…

Pedofiliye çok daha farklı bir şekilde bakıyor ve büsbütün yargılamak ile affetmek arasındaki o ince çizgide gidip geliyorsunuz. Çünkü, bir yandan tacize/tecavüze uğrayan o minik bedenlerin ruhlarında asla kapanamayacak kocaman yaralara şahit oluyorsunuz bir yandan da öldürülen tacizcilerin zamanında aynı şeyi yaşayan insanlar olduklarını okuyorsunuz. Kimi zaman Baş komiser Nevzat gibi adil düşünmeye çalışıyor ve kriminolog Zeynep gibi olayın ardındaki gerekçeyi sorguluyorsunuz. Kimi zaman da “Suçluya karşı empatiyi abartmak kurbana haksızlıktır.” diyen Ali gibi, daha katı yaklaşıyorsunuz olanlara.

Okurun Rahatını Bozan Kitap

Kırlangıç Çığlığı gerçekten okurunu sarsan ve hatta laf yerindeyse “okurunun rahatını bozan” bir roman bence. Ki zaten edebiyat bence sarsmalı, rahatsız etmeli ve hatta o güne kadar fark etmediğimiz ya da başımıza gelmediği için üzerine çok düşünmediğimiz gerçekler hakkında, bizi uykusuz bırakacak kadar düşündürmeli. Ki bu roman bunun hakkını gerçekten veriyor. Bu yüzden yazının başında ki “Toplumun kanayan yaralarına duyarsız kalamayan yazarlar çok daha özel.” dedim.

Okuduğumdan beri ne kitabı birine anlatmaya ne de buraya yazmaya cesaret edemedim. Çünkü o anlatılanlar, küçücük narin bedenlerin kocaman acıları aklıma geldikçe insanlığımızdan utandım. Ama şimdi bu kitabı buraya yazarak, televizyon kanallarında, gazetelerin üçüncü sayfalarında her gün görüp okuduğumuz, bu tarz korkunç olaylara biraz daha duyarlılık kazanabilmek/kazandırabilmek adına umarım faydası olabileceğini düşünüyorum. Ve romanı kesinlikle herkese tavsiye ediyorum.

Umarım bir gün daha güzel daha temiz bir dünya mümkün olur.

More from tastimcemberimden

Hasan Ali TOPTAŞ: “İnsan Kendine Başkasından Dolanarak Gelir “

Röportaj: Fatma ADMIŞ // Keşfine geç varılmış şeyler, bazen ne kadar da...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

15 + 14 =