Ya Sonraki Ağustos ?

Processed with VSCO with a6 preset

Selam!

Geçen yazın #tbt si bu fotoğraf. On beş yıl yaşadıktan sonra kendi şehrime, İstanbul’a, misafir gibi gitmiş ve Maslak’taki bu plazada, İdea Pr’da staj yapmıştım. Bir yandan üzerimden öğrenciliği yavaş yavaş sıyırıp, gerçek hayata adapte olmanın telaşını yaşarken bir yandan da yeni tanıştığım insanların dünyalarına kısa bir anlığına da olsa tanık olmanın heyecanı ve ürkekliğini yaşıyordum.

Hayatlarından kısa kesitler duyduğum o insanlara bazen hayretle bakıyor, bazen karşılarında yanlış yapmaktan korkuyor ve bazen de hayranlık duyuyordum. (Her stajyer gibi??) Gün durgun geçmişse, ertesi gün gelmek bile istemiyordum. Ama eğer o gün kayda değer birşey yapmışsam, başka tabi. ( Yazdığım bültenlerin çok fazla revize edilmeden servis edilmesi ve sonunda bir aferin almam gibi ? Ve inanın bu minnacık şey stajyerler için, direktörlere ya da müşteri temsilcilerine kahve yapıp, fotokopilerini çekmekten daha önemli şeylerdi.?? ) Takdir edilmenin hazzı gerçekten başka… Bu ertesi günkü enerjinizi doğrudan etkiliyor çünkü. E ben de ETKİLENİYORDUM haliyle!

Bazı günler, saatlerce kimseyle konuşmadan oturduğum o koltukta, türlü ruh hallerine girip çıkıyordum. En büyük kurtarıcım ya onedionun testleri ya da ekşideki çılgın yazarların entryleriydi. Facebook ya da İnstagram’da dolaşırken; sahillerden, teknelerden fotoğraflar paylaşan arkadaşlarımı görünce “Tanrımmm! Ağustos’un ortasındayız, benim burada ne işim var?! ” gibi binlerce cümleyle kendimi darlıyor, bunalıma giriyordum. Ha bir de benim gibi staj yapan ama stajının en toz pembe kısımlarını paylaşıp beni çıldırtan bir kesim vardı ki, sormasanız bile anlatacağım. Adeta ajansı onlar yönetiyordu. Yani ajansa yıllarını vermiş direktör susup işini yaparken bu bahsettiğim kesim, elinde caramel machiatosuyla toplantıdan toplantıya koşuyor, “off çok yorucu bir gündü” fotoları atıp #starbucks, #work etiketlerini eklemeyi de ihmal etmiyorlardı. Canına yandığımın sosyal medyası işte, herkes kendi meydanında bir yiğit adeta! Neyse, bu arkadaşların bir kısmı sonradan döküldü tabi. “Valla bişey yapmıyorduk pek, yani çay kahve içip öğle aralarında da multinetlerimiz ve sodeksolarımızla bol bol yemek yiyorduk.”

Ya ben? ? Benim o ara en meşgul olduğum konu, “ Öğlen arasına kadar verilen işi adamakıllı yapayım, sonra Sibel ile yemeğe birlikte gider biraz sohbet ederiz” ( Bu arada Sibel, yönetici asistanımızdı. Ajansa ısınmamı sağlayan, yanında çay içip sohbet etmekten keyif duyduğum çok şeker bir ablaydı. Gerçekten bir abla gibiydi..) Bir de ne yapsam da direktörlerime kendimi daha iyi ifade etsem diye düşünüyordum. Farklı birşey, ah keşke yapabilseydim! Ama işte onlar da sormuyordu ki. Herkes kendi telaşındaydı. Bu yüzden yadırgamıyordum da kimseyi. Çünkü hepimiz farklı ebeveynlerin elinde yetişip, farklı koşullarda hayata tutunmaya çalışan insanlardık. Beş parmağın beşi bile bir değilken herkesle aynı düşünüp, sürekli bir uyum halinde olmayı istemek ve benimle durmadan konuşmalarını beklemek te saçmalık olurdu. Ki ben staja başladığım esnada benden sorumlu olan iki direktörüm de aşklarını evlilikle taçlandırmak üzere düğünlerine gün sayıyordu. Yani o halde bir yandan çalışıp bir de benimle uzun uzadıya sohbet edemezlerdi, haklı olarak.

Ama daha fazla tanımak ister miydim? Kesinlikle evet! Özellikle direktörlerimden Deniz’i. O kadar hayran olunasıydı ki, bunu ona söyleyememiş olmanın ve kendimi ona iyi anlatamamış olmanın üzüntüsünü yaşıyorum bazen. Keşke ona, yaptığım projelerden, naçizane bir blog yazdığımdan, ilerde neler yapmak istediğimden bahsedebilseydim. O hayata erken atılmış bir kadındı, yani öyle söylemişti bir defasında. Ses tonunun tokluluğu, kararlılığı, hızlılığı ve ajansı altın gününe çeviren muhabbetlerden uzak duruşu… Yani akla gelebilecek her türlü gereksiz şeyden uzak durması onu o kadar değerli yapıyorduki gözümde. Bilmiyorum neden, ilk defa ben böyle biri olmak istiyorum, demiştim, ilk gördüğümde onu. Böyle sesi tok, böyle kararlı ve hızlı! Neyse belki birgün bir kahve içimlik sohbet ederiz, müşterilerin saçma isteklerinden, basın bültenlerinden, bitmek bilmeyen telefon seslerinden uzakta. Neden olmasın!

Çok konuştum yine ?

Klişe ama gerçekten hayat çok garip. Geçen ağustosta okulu bitirip staj yaptığım yere benzer bir ajansta çalışmayı hayal eden bir ben vardı. Şimdiyse kendi üniversitesinde yüksek lisans öğrencisi olan bir ben. Mutluyum da aslında. Ama geçen yılı ve o zaman hayal ettiğim şeyleri hatırlayınca ister istemez şaşırıyorum. Zaman ve bizim dışımızda gelişen diğer şeyler, hayallerimizi nasıl da kolayca kolayca değiştirebiliyor. Bakalım, bir sonraki ağustos neleri değiştirecek ?
Keyifle kalın! ??

More from tastimcemberimden

Dışa Bakan Rüya Görür İçe Bakan Uyanır

Kendi karanlığınızla yüzleşmeye cesaretiniz var mı? Varsa bunu kendinize yüksek sesle söyleyebiliyor...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

six + 7 =