KAFKA’NIN DÖNÜŞÜM’ÜNDE KENDİNİ BULMAK

Günaydın,

Uzun bir zaman sonra yeniden yazı yazmak biraz garip hissettiriyor. Bir süredir kayıp hissediyorum kendimi. Ve radyoda denk gelince modumu düşürmesin diye hızlıca atladığım şarkılarda anlam arıyorum şimdilerde. İnsan mutsuz hissettiğinde, tüm acıklı şarkılar, umutsuz hikayeler onun için yazılmış gibi geliyor. Bakış açısı aslında, biliyorum. Ama o anın içindeyken “perspektif” deyip geçiştiremiyoruz nedense.

Uzun bir süredir çalışmıyorum. İşime, hayallerime ve insanlara dair büyük hayal kırıklıkları yaşadım. Herkesin üzerime kendi reçetesini attığı günlerin içinde boğuluyor gibiyim. Ve kendimi  Kafka’nın Dönüşüm kitabındaki karakter gibi hissediyorum. Hani bir sabah kendini yatağında dev bir böceğe  dönüşmüş halde bulan Gregor Samsa vardı ya, hah tam olarak onun gibi işte.

Bence hepiniz tanıyorsunuz bu hissi; hayatınızın bir döneminde, sanki her şeyin yerinde ağır bir bataklık varmış gibi hissettiğiniz bir zaman mutlaka olmuştur. Ne ileri gidebiliyorsunuz ne de olduğunuz yerde kalabiliyorsunuz; sadece varoluşla mücadelenin içine sıkışmış gibi hissediyorsunuz. Aynaya baktığınızda bedeniniz oradadır ama yüzünüz sanki ilk kez karşılaştığınız, yabancı biri gibi bakar size. Kaygılı, tedirgin, biraz yorgun, biraz da umudunu yitirmiş… Sokakta kalmış, her türlü ihtimale karşı uzun tırnaklarıyla bekleyen bir kedi gibi savunmada ve yalnız hissedersiniz. İçinizde ne zaman ve nasıl yer değiştirdiğini bilmediğiniz bir şey olur. Küçük bir sarsıntıyla başlar, sonra farkına bile varmadan sizi siz yapan şeylerden koparır. Artık geri dönemezsiniz, çünkü nereye döneceğinizi bile hatırlamazsınız. En tanıdık yerler bile diken üstünde hissettirir, en bildik yüzler bile acınıza tahammül edemez hâle gelir ve sonunda kapıyı gösterir.

Kafka’nın Gregor Samsa’sı gibi. Ve bence o sadece bir karakter değil… Hatta bence bazı günler o biziz.

Kimliksizleşen bir karaktere dönüşmek: Gregor Samsa

Okuyanlar bilir… Gregor Samsa, Franz Kafka’nın Dönüşüm adlı kısa romanının başkahramanı. Gregor, ailesinin tüm geçimini sağlayan, işine bağlı ve sessiz bir karakterdir. Ancak bir sabah patronu onu işten çıkarır.

Ailesi ise zamanla ondan utanmaya, uzak durmaya ve nihayet tamamen reddetmeye başlar. Böceğe dönüşmek aslında bir metafordur, yani Gregor’un toplumun ve ailesinin gözünde artık “işlevsiz” bir birey hâline gelmesinin simgesidir. Kafka bu hikâye aracılığıyla; insanın sadece çalıştığı, fayda sağladığı sürece değer gördüğü bir düzeni, topluma ve aileye yabancılaşmayı ve bireyin içsel yalnızlığını eleştirir.

Peki neden kendimizi bir böcek gibi hissederiz?

Çünkü bir noktada topluma yabancılaşırız. Bizden beklenen rolleri oynarken içten içe tükenmeye başlarız. Erving Goffman’ın dediği gibi, gündelik yaşam aslında bir sahnedir; hepimiz farklı durumlar için farklı maskeler takar, kendimizi olması gereken kişi gibi sunarız. Ama bu maskeler uzun süre taşındığında ağırlaşır. Gerçek yüzümüz arka planda unutulmaya başlar. Ve biz, rol yaptıkça görünür olsak da, aslında kendimize yabancılaşırız.

Sesimizi duyuramayınca, “anlaşılmamak” bir rutine dönüşür. Kendi evimizde bile görünmez oluruz…
Sevdiğimiz insanlar gözlerimizin içine değil, sadece yük olarak gördükleri ve bize kendimizi böcek gibi hissettiren bir sorumluluğa bakar. Tıpkı Gregor gibi: Çalışkan, sorumlu… ama içten içe unutulmuş.
Bir yerde kaybetmiş, “toparlansa da şu negatiflik dağılsa” denilen, hatta bazen hiç görülmeyen birine — bir böceğe — dönüşmüştür. Başarısız olduğunuzda mutlaka hissetmişsinizdir o duyguyu.

Sonra şunu düşündüm.

Belki de yaşadıklarımdan dolayı, Gregor’un hikâyesini hep bir çöküş gibi görmüşüm. Adı Dönüşüm olmasına rağmen, ben o öyküyü; işlevini kaybettiği için ailesinin gözünde silinen, artık bir işe yaramadığı için toplumdan dışlanan bir adamın hikâyesi olarak okudum. En çok da bu sessiz kayboluşu hissettim. Ama belki de mesele hep orada duruyordu: Hikâye bir sonu değil, bir iç değişimin, görünür hâle gelmenin, bastırılanın dile gelmesinin hikâyesiydi. Çünkü bazen dönüşüm dediğimiz şey, dışarıdan parçalanma gibi görünse de içeride bir tür yeniden inşa başlıyordur. Yıllarca senin olmayan rollerle, senden istenen kimliklerle yaşamaya çalıştığında; seninle en çok ilgisi olan tarafların sessizliğe gömülür. Konuşmazsın. Çünkü ne zaman kendin olmaya kalksan, birileri seni anlamazlıktan gelir. Sen de yavaş yavaş susmayı öğrenirsin.
Ama içindeki o şey — seni sen yapan o çekirdek — aslında hiçbir yere gitmez. Sadece sessizleşir. Bekler.

Gregor’un dönüşümünü belki de bu yüzden yeniden düşünmek gerekiyor. Toplumun seni kabul ettiği hâl ortadan kalktığında, geriye sadece çıplak varoluşun kalıyor. Ve belki de bu, başlangıç olarak görmeye değer tek şey. Herkesin senden uzaklaştığı, odanın kapısının kapandığı o anda bile kendinle karşılaşma ihtimali başlar. Çünkü ne zaman dış dünya susarsa, iç dünya konuşmaya başlar.

Kimi günler sadece yataktan kalkmak bile görünmeyen bir direniştir. Hiç kimsenin takdir etmediği küçük seçimler vardır:
Odadan çıkmak.
Sırtını doğrultmak.
Telefonu açmadan bir kahve içmek.
Kendine, bu hayatın içinde hâlâ yerin olduğuna dair küçük bir alan bırakmak.
Kimse görmese de sen bilirsin.
Ayakta kalmak için gösterdiğin çabayı, kaybolmadan var olmaya çalıştığını…
İşte o anlar, senin yeniden kurulduğun anlardır.

Eğer bu kaydı şu an dinliyorsan ve içinde bir yer hâlâ eksik, bozuk ya da yarım hissediyorsa, lütfen şunu unutma:
Eksik değilsin.
Sadece uzun zamandır senin olmayan kalıpların içinde yaşamış olabilirsin.
Ve onların çözüldüğü yerde gerçek seni ilk kez fark ediyor olabilirsin.

Gregor’un hikâyesi bize bunu hatırlatıyor:
Bazen her şey dağılıyor gibi görünürken, asıl seni taşıyan şey yeni yeni şekilleniyordur.
Bu kolay değil.
Ama mümkün.

Ve belki de en büyük dönüşüm, bir sabah başkasına değil, sonunda kendine uyanmaktır.🤎

Hayat kusursuz akmıyor, Instagram’daki o storyler gibi… Hayat böyle bir şey değil. İçinde büyük zaferler olmak zorunda değil her zaman. Küçük anların — ister acı ister tatlı — kendi içinde bir muhteşemliği, bir gerçekliği var. Ve umarım bu yazı, o küçük anlardan birine denk gelir; her şeyi değiştirmese de sana iyi gelen bir ses olur, belki sadece birkaç dakikalığına bile olsa, elini biraz daha sıkı tutar. 🫂

Kategoriler: KEŞİF, OKUMAK GÜZELDİR
tastimcemberimden

Yazan:tastimcemberimden Yazarın tüm gönderileri

Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir cevap bırakın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Çerez Notları

Web sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz bundan memnun olduğunuzu varsayacağız.