“Yorgunluğun gönlü geniştir.”

Selam !

Güne bir çırpıda bitirilip fakat bir çırpıda sindirilemeyen bir kitapla başlayalım. Yani
modern insanın yorgunluğunu, bu yorgunluğun sadece bu çağa özgülüğünün felsefi kavramlarla açıklandığı Yorgunluk Toplumuyla.

Yorgunluk Toplumu; Almanya’da bir üniversitede felsefe ve kültür üzerine araştırmalar yapan Byung-Chul Han tarafından yazılmış, insanın veya insanlığın bir kısa öyküsüdür.

Aslında kitabın adı ile kapağı arasındaki mükemmel uyumluluk herşeyi özetliyor.
Baksanıza bir oyuncak bebeği yeniden konuşturmak, müzik kutusundaki bir sesi yeniden duymak için çevirdiğimiz o anahtar, elinde çantası olan bir insanın sırtında ! Ne kadar yorgun, bitkin görünüyor değil mi? Ve sanki biri o anahtarı çevirdiği anda bulunduğu düzene yeniden uyanacak ve işe gitmeye devam edecek gibi. Ki gidecek, çünkü artık ne de olsa, Foucault’un bahsettiği Disiplin Toplumu’nun yerini Performans Toplumu aldı!

Kitabın dikatimi en fazla çeken iki bölümü; Disiplin Toplumunun Ötesinde ve Yorgunluk Toplumu.

Disiplin Toplumunun Ötesinde

Bu bölümde ‘itaatkâr özne’ ve ‘performans öznesi’ diye iki kavram var. İkincisiyle kastedilen özne, 21. yüzyıl kişisidir. Yani bahsedilen; eskisi gibi kışlaların, fabrikaların ya da hastanelerin disiplini altında olmaktansa daha çok fitness salonları, havaalanı, plaza ya da alışveriş merkezlerinde performans sergilemeyi tercih eden kitledir. Buna göre, disiplin ile yetişen itaatkâr toplum aslında bir negatif toplumdur. Çünkü bu toplum, hiç sorgulamadan gereklilik kipini boynuna takmış daima yap-malı, et-meli diyip duruyor.

Diğeri ise, -e bilmek toplumu. Onun da dilinden “Yes, we can !” düşmüyor. Bu da, evet yapabilirim, ben özgürüm diyebilen fakat özgürlüğün mecburiyetten kaynaklandığını farkedemeyen gruptur. Ve bu gurup öylesine hırslıdır ki, iş arkadaşları, markette karşılaştığı ya da aynı toplu taşımaya binmek için bekleyen ‘istasyon insanları’ bile onlar için birer rakiptir. Bu kadar rakibi de ancak acımasız bir ‘bananecilik’ ve ‘açık gözlülük’ ile ezeceğini düşünür.

Bir de “Yorgunluk Toplumu” var. Burada şöyle söylüyor yazar:

“Yorgunluğun gönlü geniştir.”

Alıntıyı bir kenara koyalım şimdilik. Burada da üstte bahsettiğim performans toplumunun zamanla kendini bir doping toplumuna dönüştürmesine vurgu yapılıyor. Sürekli çalışabileceğine asla yorulmayacağına inanan bir doping toplumu hem de! Fakat zaman dilimimiz 21.yy. olduğu için bu tabiki ‘ beyin dopingi ‘ olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla sergilenen de ‘performanssız performans oluyor. Tıpkı bizim şu sosyal ağlarda yaptığımız gibi. Yazılım arayüzlerinin arasında, birinden diğerine atlar hale geldik.

Özetle sevgili okur, bildiğiniz gibi artık sosyal olmak ya da iletişim kurabilmek gibi kavramlarin yerini “etkileşim” diye bir kelime aldı. Dikkatlerimiz darmadağınık. İnsanlarla aramızda yolların uzaklığı değil, bir tık kadar yakın olabilmenin samimiyetsizliği var. Herşey yenilenerek durmadan aşağı doğru akıyor. Bazen hiçbir şeyi henüz idrak edemeden güncellenmek zorunda kalıyoruz. 24 saat yetmiyor artık ve sistemin görünmeyen megafonlarından “Durup beklersen geride kalırsın, bu yüzden koş! ‘ diye bağırıyorlar. Yenilen ve koş. Durmadan koş. Koş Forrest koş !!!

Ve bezmiş durumdayız. Değilsek bile ama bugün ama yarın…

Keyifli günler 💫

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

BAZI GÜZEL ŞEYLER

20 Ocak 2018