BENİM KÜÇÜK KARA BALIKLARIM

Herkese merhaba♥️

Yeni yılın ilk ayı hiç beklemediğim halde çok verimli geçti. Öyle ki, bloğa birbirinden faydalı iki kitap yorumu, iki sıcak çikolata yazısı ve bir tane de “İyi Şeyler de Oluyor” yazısı yazmışım. Ve sadece Ocak ayını değil aynı zamanda bloğun 4. yılını da geride bırakmış ve aslında bu yazılarla farkında olmadan 5. yılımızı da bir güzel kutlamışım.🌸

Şimdi ise çok güzel bir işe girişmenin heyecanını yaşıyorum. Birkaç gün önceki bir yazımda ipuçlarını vermiştim aslında. Hatırlarsınız belki, şöyle demiştim:

“Canlı ya da cansız her şeyin bir hikâyesi olduğuna inananlardanım. Ve üzerine yaşanmışlığın sindiği ne varsa bakmak, dokunmak ve dinlemek isterim. Otobüse veya tramvaya bindiğimde arkamda yahut önümde oturan insanların konuşmaları ister istemez dikkatimi çeker. Çok güzel cümleler kurar bazıları, deftere not alırım. Hepsi ayrı bir hikaye… Hiç biri yabancı değil. Hepimizin hayatları bir şekilde birbirine değiyor. “

Ve ben hayatlarımızın birbirine değdiğine, o ufak temasların büyük farklılıklara sebep olabileceğine, hayatı birlikte ve basit şeylerle güzelleştirebileceğimize bütün yüreğimle inanıyorum. Bu yüzden de sizlere artık, bloğumda yeni açtığım “İyi Şeyler de Oluyor” kategorisinde, elimden geldiği kadar, hayatın içindeki sade ama çok güzel şeylerin yaşandığı hikayelerden, kendi dünyasında büyük denizleri aşabilmiş “Küçük Kara Balık”lardan bahsedeceğim. Umarım, bulup derleyeceğim hikayeler, yüzünüzde ufacık bir tebessüm şeklinde bile olsa hayatlarınıza dokunur.

Ne demişti Murathan Mungan,

“Geçer gider herkes, hikayelerdir geriye kalan… “

Bize kalan da yine güzel hikayeler olsun, beklemede kalın. Keyifli günler 💫

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir