Bu Ne Kalabalık Ayol !

merdivenler_yeniden_31082013_1104_480p_wmp4

Her yıl haziran ayının son haftası yapılan Onur Yürüyüşü bir kere daha, İstiklal Caddesi’ni hınca hınç dolduran bir kalabalıkla ve ellerdeki rengarenk bayraklarla gerçekleştirildi. Rengarenk olan sadece bayraklar ve pankartlar değildi tabiki. Heteroseksüeli, biseksüeli, lezbiyeni ve gay’i , şarkcısı oyuncusu, medyası yani kısacası herkes oradaydı. Üstelik herkes tek bir amaç için toplandı : Cinsel yönelimlerin bastırılmaması!

Çünkü; maalesef milletçe hala sindiremediğimiz bir konu LGBTİ’li bireylerin durumu. Ülkemizin en çok zorlandığı sınavlardan biri belki. Kendilerini kıyamet alameti sayanlar mı dersiniz, hastalıklılar diyenler mi dersiniz, daha neler neler… Söylenmekle yetinmeyip işi cinayete kadar da götürenler oldu. Ama onlar yine de meydanları doldurmayı başardı. Peki ama bunca kalabalık bir anda nasıl örgütlenip, yıllardır tanışıyormuşçasına tek bir amaç için birleşebildi?

Olay aslında şöyle başladı. Beyoğlu’ndaki merdivenlerin bakımsızlığından hayıflanan tatlı bir esnaf amcamız, belediyenin ihmalkarlığına daha fazla katlanamaz ve sorunu kendince çözmeye karar verir. Birkaç arkadaşıyla birlikte merdivenleri rengarenk boyar. Yoldan geçenlerin dikkatini çeken, kolektif emeğin sonucu olan merdivenleri LGBTİ’li bireylerin de farketmesiyle olay büyür. Renkli merdivenler bir anda fenomen olur. Daha sonra merdivenlerin griye boyanmasıyla da işler kızışır ve sosyal medyaya kadar sıçrar. Hastagler açılır : #direnmerdiven !

İki güne kalmadan boyasını fırçasını kapan herkes sokağa dökülür. Ve yurdun diğer şehirlerinde de merdivenler boyanarak, adeta bir Gökkuşağı Devrimi gerçekleşir.

İşte özüne bakacak olursak Onur Yürüyüşü’nün bizdeki öyküsü böyle başladı. Yani meydanlarda gördüğümüz, toplum tarafından dışlanan, hor görülen, kentsel dönüşüm nedeniyle mahallelerine dönmek zorunda kalan her bir LGBTİ’li birey, işte o boyanan merdivenlerin bir rengini taşıyor aslında.

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşamak, Hem de Doya Doya

16 Haziran 2014

Vallahi Özlemişim

2 Temmuz 2014