Aşk Olsun!

 

Gittim, gördüm ve yazıyorum.

Ne güzel bir cümle, değil mi sevgili okuyucum? Bir gün bu cümleyi kurabileceğime ben de inanmazdım açıkçası. Yani en azından bir başka ülkede… Çünkü, yurt dışına gitmek üzere yaptığım Vize başvurusunun sonucunu beklerken, evde resmen kök saldım.

Tam da olumlu ya da olumsuz haberi getirecek olan postacının bir cinayete kurban gittiğini düşünüp, içtiğim kahvenin fincanından feri kaçmış gözlerimi izlerken, vizemin onaylandığını öğrendim. Ve şimdi sevdiğim insanların yanındayım, bambaşka sokaklarda gezinip nefes alıyorum, mutluyum. Yani sizlere gönül rahatlığıyla “Gittim, gördüm ve işte, yazıyorum.”diyebilirim.

Gördüğüm ve bahsetmek istediğim hadise, aşk kilitleri ! Evet, efendim yanlış okumadınız Ask Kilitleri! Sabahın en erken ve en güzel saatleri. Kimseyi uyandırmadan, elimde ayakkabılarım sessizce geçiyorum koridoru.Ve kendimi evin arka tarafındaki yürüyüş parkuruna atıyorum. Yavaş yavaş, anın tadını çıkararak yürüyorum. Ems kanalının üzerindeki köprüye takılıyor gözüm. İki genç sevgili, köprünün tellerine bir şey takıyor ve gülümseyerek uzaklaşıyorlar. Dayanamayıp çıkıyorum köprüye. Bir de ne göreyim, köprünün telleri aşk kilitleriyle dolu! Bu, yaz mevsimine hasret, durmadan karla ve yağmurla ıslanan buz gibi ülkede, aşklarını asma kilitlerle sıkılaştıran ne çok aşık varmış meğer. Hem şaşırıyorum hem de çocuklarının mezuniyetini izleyen bir anne gibi tebessüm ediyorum. Pont Des Arts’ın üzerindeki aşk kilitlerini duymuştum fakat günün birinde, bir sabah yürüyüşünde pat diye karşıma çıkabileceğini hiç düşünmemiştim açıkçası. Üstelik aşk kilitlerinin ancak fotoğraflarını çekmekle yetinip, adını yazıp asabileceğim kimsenin olmayışı da bir ayrı ironi oldu benim için. (iç çekiş yok, vallahi yok! )

Demem o ki sevgili okuyucum, aşk var hala. Hem de birileri bunu teknolojiyi bulaştırmadan, tıpkı bizde bir zamanlar gerçek aşıkların çaput bağladığı ağaçlar gibi, yaşatabiliyor, ne mutlu. ? Bu arada Paris’in gözde köprülerinden Pon Des Arts’ın bir bölümü aşk kilitlerinin ağırlığından çökmüş. Amaaan dedim okuyunca, varsın aşktan yıkılsın köprüler. Yeter ki gönüller arasındaki köprüler sağlam kalsın. ?

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Gitmenin Eylem Hali

29 Eylül 2014