ŞANSI KARŞILAMAK: YAŞLI ADAM VE DENİZ

Günaydın🤎🪄

Saat şu an tam olarak 06:31. Ağustos sabahı biraz üşüyerek uyanmanın mutluluğu var üzerimde. Oysa daha birkaç gün önce moralim çok bozuktu. Anksiyetem tavan yapmış ve resmen hayata küsmüştüm. Neyse ki şimdi daha iyi hissediyorum. Üşüyerek kahve hazırlamanın verdiği o güzel hislerle bir yandan son günlerde olanları düşünüyor bir yandan da “Ne yaşanırsa yaşansın, bu yılı çok güzel kapatacağım ve hedeflerim için daha somut adımlar atacağım.” diye kendime sözler veriyorum.😊

Hedef demişken… Bu yılın başında uzun ve güzel bir okuma listesi yaptım ve yılın sonuna kadar okumak üzere 20 kitap belirledim. Ve geçen gün listeme bakınca 17 sini okuduğumu fark ettim ve bu beni gerçekten çok sevindirdi.🥳 Sonra okuduklarıma, bu kitaplarda nelerin altını çizdiğime ve beni etkileyen kısımlara bir göz attım. Bunların bazılarını ara ara blog sayfamda belli temalar belirleyerek paylaşmaya karar verdim.👀

İlk olarak Yaşlı Adam ve Deniz isimli kitabı seçtim, ki bu benim Hemingway ile tanıştığım ilk kitap!

Ve sonuç:

Çok çok sevdim!👌🏻 Neden?⬇️

Şimdi şöyle ki…

Kitap çok sabırlı, iyi kalpli ve ihtiyar bir balıkçı olan Santiago’nun hikayesini anlatır. Uzun bir süre boyunca hiç balık tutamayan Santiago, Küba’nın küçük bir köyünde yalnız yaşamaktadır. Ve hayatındaki en önemli kişilerden biri, Manolin isimli eski çırağıdır.

Bu genç çırak, ailesinin baskısı nedeniyle 84 gündür balık tutamayan ve köydeki diğer balıkçılar tarafından alay konusu olan Santiago’yu bırakıp, üzülerek başka bir tekneye geçmek zorunda kalır. Ancak buna rağmen, ustası olan Santiago’yla iletişimini kesmez ve onun en büyük destekçisi ve moral kaynağı olmaya devam eder.

 Günlerden bir gün ihtiyar balıkçı yeniden denize açılmaya karar verir. Denizin ortasındaki teknesinde yapayalnız bir şekilde beklerken oltasına kocaman bir kılıçbalığı takılır. Ancak bu balık, kolay kolay teslim olmayacak kadar inatçıdır. Oltasına takıldığı ihtiyar balıkçıyı kendiyle beraber 2 gün 2 gece boyunca sürükler.

Bir süre sonra Santiago, balığı yakalamayı nihayet başarır ve onu teknesine bağlar. Ama bu defa da dönüş yolculuğu sırasında kılıçbalığının kan kokusunu alan köpekbalıkları ihtiyar balıkçının peşine düşer. Elindeki tüm imkanları ve hem fiziksel hem de ruhsal gücünü son damlasına kadar kullanan Santiago, köpekbalıklarından birkaçını öldürmeyi başarır.

Ancak Santiago, günler süren mücadelenin ardından yakaladığı ve köpekbalıklarının saldırdığı kılıçbalığının yalnızca iskeletini köyüne getirebilir. Köy halkı Santiago’nun devasa kılıçbalığının iskeletine şaşkınlıkla ve hayranlıkla bakar. Genç çırak Manolin ise 4 günün sonunda nihayet evine dönen Santiago’nun yanına gelir. Elleri yara bere içerisinde kalan eski ustasına hayranlıkla bakar. Ve o an yaşadığı tüm zorlukları ve denizin ortasında yapayalnız bir şekilde verdiği mücadeleyi anlamaya başlar. Ona yeniden onun yanında olacağına dair söz vererek bağlılığını ve sevgisini gösterir.  Santiago’nun yorgunluktan solmuş yüzü, Manolin’in varlığı ve desteğiyle yeniden neşelenmeye başlar. Ve çok sevdiği çırağıyla birlikte bir gün yeniden o masmavi denize açılmanın hayallerine dalar.

Ve hikâye burada biter.

Konusu biraz basit gibi görünse de, bana göre bu kitap aslında derin bir insanlık hali ve varoluşsal mücadeleye dair zengin temaları içeriyor. Kitabı okurken, ihtiyar balıkçının denizin ortasında verdiği mücadelenin yalnızca balıkla ilgili olmadığını fark ediyorsunuz. Santiago’nun mücadelesi aslında; onun kendi içsel yolculuğunu, o mükemmel kararlılığını, sabrını, ruhunun sınırlarını keşfetmesini ve de insanın doğa karşısında ne kadar küçük olduğunu temsil ediyor. Yani aslında kılıçbalığı, insanın zorluklar karşısında gösterdiği mücadelenin bir metaforu gibi.

Kitabın bir yerinde şöyle bir cümle vardı:

Ama önce insan gerekeni yapmalı ki, şans kapıyı çaldığında insan hazır bulunsun!

Okurken altını çizdiğim bu cümle beni çok etkiledi. Çünkü bir şeyleri bazen çok istiyoruz, ama o kadar çok istiyoruz ki, yalnızca sonucunu yani varacağımız nihai noktayı düşünmek bizi süreçten alıkoyuyor ve eylemsiz bırakıyor. Oysaki, bir hedefe ulaşmak için, yalnızca niyet etmemiz yetmiyor, bunun yanında bir de plan yapmak, istediğimiz şey için bir strateji oluşturmak ve bu süreci yönlendirecek hazırlıkları da tamamlamak gerekiyor. Yani şansı da doğru bir şekilde karşılamak lazım. Bu da dediğim gibi hazırlıkla, donanımla ve eylemlerle şekilleniyor.

Kendi hayatımda gerçekleşmesini çok istediğim şeyler var. Ve kitabı okuduğumdan beni hayallerime o cümlenin perspektifinden bakıyorum. Yani örneğin, doktora yeterlik sınavımı geçmek, başarılı bir akademik kariyer yapmak ve kendimi daha fazla geliştirebileceğim bir işe girmek gibi…

Peki ben bunlara ne kadar hazırlıklıyım?

Mesela sınav için oluşturduğum çalışma planı ve elimdeki notlar yeterli mi?

Sınavda çıkma ihtimali yüksek olan konulara ne kadar hakimim?

İleride çalışmak istediğim alanla alakalı yeterince araştırma yaptım mı?

Ya da iyi bir akademik kariyer için hangi donanımlar gerekiyor ve bende eksik olanlar neler?

Bir iş mülakatına ve bu mülakattaki olası sorulara ne kadar hazırım, kendimi gerçekten iyi ifade edebiliyor muyum?

Çalışmak istediğim kurumlarla alakalı yeterinde araştırma yaptım mı? Hazırladığım CV beni yeterince iyi yansıtıyor mu?

Demek istediğim sınava gireceğim gün geldiğinde, akademisyenlik başvurum kabul edildiğinde ya da çok istediğim şirket iş görüşmesine çağırdığında ya hazır olmazsam? O zaman şansın ne önemi kalır ki? Değil mi?

Yani toparlamak gerekirse, bu kitabı ve özellikle de kitaptaki o “şansı doğru karşılamakla” ilgili kısmı okuduğumdan beni, kendi hayatıma ve hayallerime çok daha başka bir açıdan bakıyorum. Çünkü zorlukların, engellerin ve mücadelelerin sadece dışsal değil, içsel bir boyutu da olduğunu görmemi sağladı. Bazen çok istediğimiz şeyler şans eseri karşımıza çıktığında eğer yeterli hazırlığımız yoksa, o şans  Santiago’nun oltasına takılan ve onu günlerce ardından sürükleyen balık gibi zorlu bir mücadeleye dönüşebiliyor.

O yüzden gelin bugün “O çok istediğim şey yakın bir zamanda olursa ne yapmam lazım?” diye soralım. Ve onun hazırlanmaya başlayalım.

  • Hedeflerimizi belirleyelim mesela ve bunun için güçlü bir strateji oluşturalım.
  • Kaynaklarımızı gözden geçirelim.
  • Daha sonra deneyim sahibi olmak için gerekli bilgi ve becerileri kazanalım.
  • Alanımızla alakalı kaliteli ve faydalı bir network oluşturup, güçlü ilişkiler kuralım.
  • Planlar her zaman yolunda gitmeyebilir, bir B planın çıkaralım, esnek olalım.
  • Ve her aşamanın ardından dönüp kendimize bir bakalım. Bulunduğumuz kısmı değerlendirelim.

Umarım şans ve fırsat konusuna daha başka bir açıdan bakabilmenize sebep olan bir içerik olmuştur. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, kendinize iyi bakın. Sizi çok seviyorum!🤎

Kategoriler: İLHAM, OKUMAK GÜZELDİR
tastimcemberimden

Yazan:tastimcemberimden Yazarın tüm gönderileri

Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir cevap bırakın

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Çerez Notları

Web sitemizde çerezler kullanılmaktadır. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz bundan memnun olduğunuzu varsayacağız.