YENİDEN ORWELL-HAYVAN ÇİFTLİĞİ

Selam!

Kitap dünyasındaki birçok tür içerisinde sanırım en sevdiğim, distopya! Ve benim için “Distopya” demek önce Orwell demek! İkinci sırada ise tabi ki, Saramago var. Daha önce 1984’ünü okuyup bir süre ara verdiğim Orwell’a geçen hafta Hayvan Çiftliği ile yeniden merhaba dedim. İtiraf etmem gerekirse,  distopya okumayı gerçekten çok özlemişim. Orwell’ın o kadar farklı bir dünyası ve büyülü bir dili var ki… Bunun sebebini yazının ilerleyen kısımlarında anlatacağım.

Biliyorsunuzdur, Hayvan Çiftliği, Çağdaş Dünya Klasikleri arasında bir başyapıttır ve edebiyat dünyasında ” Fabl tarzında yazılan siyasi eleştiri ya da kara mizah” olarak geçer. Bence bu kitabı daha iyi özümseyebilmek için Çarlık Rusya ve dolayısıyla Stalin dönemleri hakkında biraz araştırma yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü eser, tamamen bu döneme atıfta bulunan metaforlarla bezeli.  Ama işin garip yani günümüze de ışık tutuyor. Tıpkı 1946 yılında yazdığı, “1984”ün 21. Yüzyılı da anıtsatması gibi. İşte yazının başında, “Orwell’ın farklı bir dünyası ve büyülü bir dili var …” dememin sebebi de tam olarak bu aslında!

Şimdi Hayvan Çiftliği’ne gelecek olursak…

Orwell’ın bu eserindeki başkahramanlar, Jones isimli ayyaş bir çiftçinin çiftliğinde yaşayan  hayvanlardır. Ve bu hayvanlar, bir gün domuz tarafından kışkırtılır ve devrim yaparak çiftlikte idareyi ele geçirirler, Jones’ı da buradan atarlar. Devrimciler her hayvanın eşit şartlarda yaşayacağı bir yasa hazırlar. Ve adil bir düzende günlerini geçirirler. Kendilerine ait bir devrim marşları bile vardır. Fakat bir süre sonra, yeni liderler yasaları kendi çıkarlarına göre değiştirerek daha monarşik bir rejim yaratırlar. Başta, insanların kurduğu sömürü düzenine başkaldıran hayvanlar, bir süre sonra devrimi yolundan saptırarak insanlardan daha baskıcı ve daha acımasız bir diktatörlük kurarlar.

Aslında İnsan Çiftliği…

Kitap, hayvanlar âlemini konu alıyormuş gibi görünse de aslında insanlığı ele alan bir kara mizahtır. Üstelik, burada her hayvan, sembolik olarak bir insan tipini tasvir etmiş, yaşayan liderlere, insan tiplerine, düzenlere ve yasalara göndermelerde bulunmuştur. Sorgulamadan inanmanın sonuçları burada da ders verir nitelikte bence. Ve kitabı okurken,  hem insan doğası hem de güç ve çıkar çatışmaları içinde kendinizi sorguluyorsunuz.

Ben okurken çok keyif aldım, umarım siz de seversiniz, şimdiden keyifli okumalar.

Kitapta çok sevdiğim bazı kısımları buraya bıraktım:

  • İnsan üretmeden tüketen tek yaratıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir.
  • …bu hayatta başımıza gelen tüm kötülüklerin insanların zorbalığından kaynaklandığı gün gibi açık değil mi?
  • Özgürlüklerini savunmayanların ödedikleri bedel ağırdır.
  • Şunu da unutmayın ki, insana karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğimiz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın.
  • Snowball, “Bak yoldaş,” demişti. “Senin onsuz edemediğin kurdele, köleliğin simgesidir. Özgürlüğün kurdelelerden çok daha değerli olduğunu kafan almıyor mu?”
  • İçeride on ikisi de öfkeyle bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı.

 

 

More from tastimcemberimden

İstediğin Yegane Şeyin Alzehimer’ı Olmak

Merhaba, Çocukluğumu, büyümeyi ve hayatın telaşını evcilik oyunlarıyla taklit ettiğim zamanları geride...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

fourteen − 12 =