SİHİRLİ ZAMANLAR: S A B A H

Günaydın 🙂

Bu sabah erkenden uyandım ve kocaman bir kupada kahve yapıp bilgisayarımın başına geçtim. Uzun bir zamanın ardından sonra yeniden iş ve okul telaşım başlıyor. Bunun tatlı heyecanı var üzerimde.

Geçen gün biri şöyle dedi; ya sabahları nasıl bu kadar erken uyanabiliyorsun?

Aslında doğru soru şu olmalı bence” neden sabahları erken uyanıyorsun?” Bunu aslında çok süslü kelimelerle anlatıp sabah saatlerini tamamen pragmatik biri gibi kullandığımı söyleyebilirdim ama daha içimden gelen cümlelerle yanıt vermek istiyorum.

Erken uyanıyorum, çünkü:

Sabahları erkenden uyanmama sebep olan şey, hayallerim ve “ölümlü olduğum” gerçeği. Bu yüzden çok zamanım varmış gibi ertelemek istemiyorum ama hiç vaktim yokmuş gibi hızlı yaşamak da istemiyorum.

Her şey usulca, kıvamında, tadını alarak “gerçekleşsin” istiyorum.

Bazen olmuyor, planladığım gibi gitmiyor.

Üzülüyorum, ağlıyorum, korkuyorum ama duygularımı ertelemiyorum. Çünkü eğer bir “yas” ı zamanında tutmazsanız, o yas yakanızı bırakmıyor. Siz onu yaşayana kadar peşinizden geliyor.

Sonra tekrar iyi hissedince yeniden başlıyorum. Eskiden “yeniden başladığım için” suçluluk duyardım. Artık duymuyorum. Herkesin ilerleyişi aynı hızda, aynı koşullarda değil çünkü.

Mücadelenizi, savaşınızı kimse sizin kadar iyi bilmiyor ve bilmeyecek. Buna inanıyorum, kalbimi de inandırıyorum. Bu yüzden onu güzel şeylere, bazen” birkaç defa bile yeniden başlanabileceğine” ikna ediyorum. Normal olan bu, kusurluluklar, hatalar…

Siz de ikna edin kalbinizi.

Ve sabah saatleri bana uyuyor ama belki “sizin için sihirli olan zaman” gecelerdir. Her ikisini de deneyin. Hangi saatler size iyi geliyorsa o saatlerde en iyi versiyonunuza ulaşabilirsiniz.

Şimdi kendi telaşıma dönme vakti!

Sizi seviyorum🧡

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir