Hoşgeldin Aralık, Ne güzel geldin!

Merhaba sevgili okur!

Aralık ne güzel geldi, değil mi? İnce ince yağan kar sabaha kadar hiç durmadı. Sabırla yağdı, yağdı ve bir kuyumcu titizliğiyle tüm şehrin üzerini örttü. Ne güzel! Hem yağan karın hem de güzel geçen bir günün huzuru var üzerimde. Kar gibi sessiz, sakin ve beyaz bir huzur…

Dün yerel bir gazetede işe başladım. Evet gazete ! İlk iş günümdü anlayacağınız. ? Aslında gazetenin sosyal medya kısmı için girmiştim ama arkadaşın röportaj konusu Aziz Sancar ile ilgili olunca dayanamadım ve ben de gelmek istediğimi söyledim. Hemen hazırlandık, fotoğraf makinesi ve ajandaları kaptığımız gibi arabaya binip üniversitenin yolunu tuttuk.

Röportajı yapacağımız kişi Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Fazile Cantürk’tü. Şuan Doçentliğini bekleyen Cantürk, aynı zamanda Aziz Sancar’ın geçen yılki öğrencilerinden biri. Yayınlarını sık sık takip ettiği Sancar ile mail yoluyla iletişim kurup, gerekli izinleri de aldıktan sonra Araştırmacı Bilim Adamı olarak Amerika’ya gitmiş. Ve tam bir yıl Aziz Sancar ile birlikte çalışma şansı yakalamış. Üstelik, Sancar’ın Nobel aldığı haberleri de Fazile Cantürk oradayken gelmiş. Düşünsenize çalışmalarını takip edip, kendisinden ilham aldığınız, sonrasında birlikte çalışma fırsatı bulduğunuz kişi, siz oradayken Nobel ödülü alıyor. Harika bir şans, değil mi?

Bu arada Fazile hanım da Aziz Sancar ile aynı konu üzerine çalışma yürütüyormuş. Yani Sancar’ın ödül aldığı DNA Tamir Mekanizması’ndan. Daha sonra Sancar ile DNA Tamir Mekanizmasının bitkilerde nasıl gerçekleştiği ile ilgili bir proje yapmışlar. Ve baya iyi bir yerde yayınlanmış. Fazile hanım her defasında, bu çalışmada Sancar’ın büyük payı olduğunu söylüyor ve ondan bahsederken adeta gözlerinin içi gülüyordu. Çünkü kendisine, onun deyimiyle adeta bir “baba gibi ” davranır ve daima öğütler verirmiş. Hatta kendisiyle ilgili aklınızda kalan bir anınızı paylaşır mısınız, diye sorduğumuzda, şöyle söyledi;

Aslında her günümüz çok güzeldi. Fakat bana güzel gözlü kızım demesini çok severdim. Hem kendi halinde biriydi hem de etrafındaki insanları ufak şeylerle mutlu etmeye çalışan incelikli bir insandı. Kınama da düğünüme de geldi üstelik, ta Amerika’dan.  Mükemmel biriydi, her zaman.

Fazile hanımın anlattıklarını hayranlıkla dinliyordum. Aziz Sancar hakkında söyledikleri o kadar nadide şeylerdi ki… İmrenmemek elde değildi. Sancar’ın cep telefonu kullanmadığını, yürürken daha fazla düşündüğü için otobüse binmediğini, sabahın en erken saatlerinde uyanıp akşam saat 10’a kadar çalıştığını, laboratuvara gelirken çoğu zaman öğrencilere kendi elleriyle kek yapıp getirdiğini, eşiyle birlikte kurdukları vakıf evi sayesinde öğrencilere çok güzel yardımlar yaptığını, tüm bunları öğrenmek o kadar mutlu etti ki beni. Yani bir yerlerde,kendi halinde yaşayan, tek amacı insanlığa katkıda bulunmak olan çok güzel insanlar var. Hani demiştim ya bir keresinde, Bu çağda, minnacık ta olsa, hislerimize dokunan bir şey bulursak, en mutlusu biz oluyoruz.‬ Bu da öyle bir şeydi işte. Sanki o gün bütün evren, her şeyin yolunda yolunda gitmesi için iş birliği yapmıştı. O gün en mutlusu bendim! Hala da aklıma geldikçe tebessüm ediyorum.

Röportaj bittikten sonra Fazile hanımın birkaç fotoğrafını çekip, kendisine keyifli sohbeti için teşekkür ettik. Ve doğruca gazeteye yol aldık. İlk iş günü, ilk röportaj ve kocaman bir motivasyon… Daha ne olsun!

*******

”  Yaşadın mı büyük yaşayacaksın,

    Irmaklara , göğe , bütün evrene karışırcasına.

Çünkü ; ömür dediğimiz şey, 

hayata sunulmuş bir armağandır.

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana . ” 

A. Behramoğlu

 

More from tastimcemberimden

BASİT ÇÖZÜMLER İŞE YARAR

Günaydın✨ Yeni bir haftanın ilk günü!✨ Güne nasıl başladınız bilmiyorum ama ben...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

20 + four =