BİR YAŞAM REHBERİ: BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR?

Herkese merhaba,

Bugün size harika bir kitap tavsiyesi ile geldim. İlber Ortaylı’yı sanıyorum ki bilmeyeniniz yoktur. Ama onu medyada duyduğunuzun dışında da tanımak, deneyim ve tecrübelerini öğrenmek, böylelikle verimli ve bilinçli bir ömür yaşamak istiyorsanız, ” Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” tam size göre.

Peki bu kitap tam olarak neyi anlatıyor ve içerisinde genel olarak neler var? Şöyle ki, ben soruya yanıt vermeden önce, İlber hocanın hayatı ile alakalı kısa bir bilgiden bahsetmekten istiyorum.

İLBER ORTAYLI KİMDİR?

1947’de dünyaya gelen İlber Ortaylı ilk ve orta öğrenimini İstanbul ve Ankara’da okumuştur. Ankara’da Atatürk Lisesi’nden mezun olduktan sonra yine aynı şehirde Siyasal Bilimler Fakültesi’ni bitirmiştir. Onun ardından da yine Ankara Üniversitesi’nde Tarih bölümünü okumuştur. Eğitime ve öğrenmeye olan sevdası bununla sınırlı kalmamıştır elbette. Ankara’da tarih bölümünü bitiren İlber hoca, daha sonra Viyana’da Slavistik ve Orientalistik bölümlerini okumuş ve Chicago Üniversitesi’nde yüksek lisansını kıymetli tatihçimiz Halil İnalcık ile birlikte yapmıştır. Doçent ünvanı alan Ortaylı, Viyana, Cambridge, Kudüs, Oxford, Berlin ve Moskova üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yapmış ve buralarda çeşitli konferanslar/seminerler vermiştir.

Osmanlı tarihi ile alakalı çok kıymetli araştırmaları bulunan, Rusça makaleleri olan Ortaylı, aynı zamanda Topkapı Sarayı Müzesi’nin de bir dönem müze başkanlığını yapmıştır. Ortaylı halen, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde hukuk tarihi dersleri vermektedir.

YAŞAM REHBERİ

Ortaylı hakkında bilgi verdiğimize göre şimdi kitabın genel hatlarından bahsedebiliriz.

Öncelikle kitap, gazeteci Yenal Bilgici’nin İlber Ortaylı ile yapmış olduğu bir söyleşidir esasında. Yani İlber Ortaylı tarafından kaleme alınmamıştır. Kitabı okurken nedense İlber Ortaylı karşınızdaymış ve hayatını size anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu anlamda gerçekten çok samimi ve anlaşılır bir kitap olduğunu söyleyebiliriz.

Kitabın genel ana başlıkları ise şu şekilde;

Bir ömür nasıl yaşanır?
Kimden, ne öğrenilir?
İnsan kendini nasıl yetiştirir?
Nasıl çalışılır?
Eğitim hayatında tercihler nasıl olmalıdır?
Yaşadığınız şehirden nasıl istifade edersiniz?

Bu soruların yanıtlarını o kadar dolu dolu veriyor ki İlber Ortaylı, tecrübesine, bilgisine ve her şeyden önemlisi hafızasına hayran kalıyorsunuz. Fakat şunu da baştan belirtmek istiyorum. İlber hoca o kadar dolu dolu bir hayat yaşamış ki kitabın içerisinde ki her bir bölümü burada detaylı anlatmam inanın mümkün değil. Bu yüzden her bir bölümün içerisinden en çok dikkatimi çeken belli konulardan bahsederek ilerleyeceğim.

BİR ÖMÜR NASIL YAŞANIR?

Bu bölümde İlber hocanın en çok üzerinde durduğu şey sağlık konusu. Çünkü insanın yaşının ilerledikçe belli sıkıntılara ve gerginliklere vücudunun dayanmadığını belirtiyor. Ve hayatımızın en doğru ve en verimli şekilde yaşarken yaş denilen kavramın ne denli önemli olduğu ile alakalı şöyle bir not düşüyor İlber hoca:

“Kuşkusuz insanın hayatında çeşitli dönemler vardır. Hayatımız temel olarak dörde ayrılır: 12 ile 25 yaş arası, 25 ile 40 yaş arası, 40 ve 55 arası ve elbette 55 sonrası. Bunlar gençtik veya yaşlılıkla ilgili aralıklar değil bu aralıklar, bir insanın yetişmesi olgunlaşması ve eser vermesi ile alakalıdır.”

Yine Ortaylı’ya göre, 12 ve 25 yaşları bir temel atma dönemidir yani hayatımıza asıl bu dönemde adım atarız aslında. 25 ve 40 yaş arası ise hayata karışır ve söz söylemeye başlarız. 40 ve 55 yaş arası ise olgunluktur bir otorite olma dönemidir. 55 ve sonrası ise bir dinlenme ve demlenme zamanıdır. Yani bu dönemde çok fazla şey yapmadığımızı sadece durup dinlendigimizi ve eski alışkanlıklarımızı tekrar ettiğimizi belirtiyor.

12 ve 25 yaş arası ile alakalı İlber hocanın altını özellikle çizdiği bir kısım vardı ve şöyle diyordu: “Zihin hafıza ve beden sağlığının en yerinde olduğu bu dönemde hem okuyup hem öğrenmek hem spor yapmak ve bunlarla beraber hayatın fırsatlarını kollamak ve etrafı gözlemlemek lazım. Tüm bu sıraladıklarım 12 ve 25 yaş arasında mümkündür. Çünkü yaş ilerledikçe insan hafızası zayıflar; öğrenir fakat daha çabuk unutur.”

BÜTÜN ÖNDE GELEN O İSİMLER…

Kitabın birinci kısmında dikkatimi çeken bir konu daha vardı, yaş mevzusuyla alakalı. İlber hoca klasik dünyanın bütün önde gelenlerinin ve İslam medeniyetinin bütün taşıyıcılarının ve hatta Rönesans’ın büyük adamlarının bile kendine en çok 12 ile 25 yaş arasında var ettiğini belirtiyor. Bu sizce de oldukça dikkat çekici değil mi?

Çünkü şu an günümüzde baktığımız zaman hayatımızın yarısından fazlası okumakla, öğrenmekle ve hala kendini konumlandırabilme savaşıyla geçiyor. Fakat o dönemdeki bir yazar, bahsettiğimiz yaş aralığında üç dil öğrenmiş ve en az üç kitap yazmış oluyordu. Yani böylesi insanların yaşadığı bir dünyaya bakınca günümüz insanının hayatının biraz yaban kaldığını gözler önüne seriyor.

Sonra eğitimden bahsediyor İlber hoca. Ve eğitimde doğru tercihler yapmakla alakalı çok güzel bir cümle kuruyor; “Esasen bütün mesele yaptığımız seçimlerle ilgilidir. Türkiye’de yaşayan insanlar bazı konularda ve özellikle eğitim konusunda maalesef yanlış tercihler yapıyor. Hatta açıkça söyliyim imajlara kapılıp gidiyor. Ve doğal olarak sonra büyük pişmanlıklar yaşıyorlar.”

Bu arada, bu bölümde eğitim ile alakalı konuşurken İlber hoca hep iyi hocalarla bir araya gelmesinin sebebinin tamamen kendi şansı olmadığını da söylüyor. İyi hocalarla tanışmak ve onlardan eğitim alabilmek için nasıl mücadele ettiğini bizlerle paylaşırken şöyle diyor:

“ Kimsenin sizi bulmasını beklemeyin. Nitelikli insanlar arayın. Mesela ben insanları arar bulurum iyi hocalardan eğitim almak için bizzat çok uğraşmışımdır. Neticede kimse beni keşfetmedi ve ben onları buldum.”

KİMDEN, NE ÖĞRENİLİR?

Kitabın ikinci bölümü olan kimden ne öğrenilir kısmında İlber hoca, farklı insanlar arayıp bulmanın dünyamızı nasıl değiştirebileceğiniden bahsediyor. Ayrıca dilimizi, tecrübelerimizi ve görgümüzü geliştiren; dünyaya bakışımızı değiştiren insanlarla bir araya gelmenin ne denli önemli olduğunun altını çiziyor. Bu arada o kadar harika ve donanımlı insanlarla bir araya gelmiş ki İlber hoca, hayran kalmamak mümkün değil.

Dil Öğrenmek…

Yine bu kısımda İlber hoca dil öğrenmenin yöntemleri ile alakalı oldukça farklı ve faydalı yöntemlerden bahsediyor. Mesela batı dillerini öğrenmek için İncil okumanın ve incelemenin oldukça faydalı olduğunu daha önce hiç duymamıştım.

Meslek Seçimleri…

Meslek seçimleri ile alakalı ise yaptığı benzetme oldukça yerindeydi. Şöyle diyor İlber hoca bu konuyla alakalı; “Becerilerinizi gerçekten uyan mesleği seçiniz. Kendi kapasitenizin altında çalışmayın, yani kendinize bol ya da dar gelen bir gömleği giymeyin.”

Kitabın tüm bölümleri birbirinden güzeldi. Fakat benim en çok sevdiğim kısım sanırım üçüncü bölümdü. Bu bölümde İlber hoca insanın kendini nasıl yetiştirmesi ile alakalı olarak çok güzel bir cümle kurmuş:

“ Üstünüze vazife olmayan işlerle de ilgilenin!”

Yani aslında dışa dönük olmak, kendi dünyamızın dışındaki şeylerle de uğraşmak gelişimimize oldukça katkı sağlıyor.

Aydın bir insan olmak…

İlber hoca, aydın bir insan olmanın en büyük gerekliliklerinden bahsederken şöyle diyor:

“Merakınız olacak, gidişata bakacaksınız. Olaylara müdahil olmaya çalışacaksınız ve içine girmeseniz bile ne olup bittiğine bilmeniz gerekmektedir. Dünyayı takip edeceksiniz ama öyle sadece üçbeş gazete okuyarak değil tutkuyla de hakkını vererek bunu yapmalısınız.”

Ki şu an, her birimizin elinde tek tuşla tüm dünyada olup bitenleri ayağımıza kadar getiren telefonlar, tabletler var. Gündemden, gelişmelerde habersiz kalmamız için hiçbir haklı sebebimiz yok açıkçası.

Sabah saatlerinde çalışmak…

Kitabın bir diğer bölümünde İlber hoca nasıl çalışılması gerektiği ile alakalı çok güzel tespitlerde bulunuyor. Mesela zihnimizin düşünürken, sosyal medya ya da telefon gibi dış etkenlerden etkilenmemesi için bu uyaranların ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyor. Bir de sabahları okuyup yazarak yani not olarak çalışmanın diğer bütün saatlere göre çok daha faydalı olduğunu belirtiyor. Ki uzun zamandır sabah saatlerinde okuyup yazan bir insan olarak erken uyanıp çalışmanın faydasını görenlerdenim.

Nereleri görmek gerekir?

Kitabın beşinci bölümünde İlber hoca nasıl seyahat edilir ve dünyada nereleri görmek gerekir bunlardan bahsediyor. Ve bu bölümde İlber hocanın kültürüne, seyahat aşkına ve öğrenme aşkına bir kere daha aşık oluyorsunuz. Çünkü gezip gördüğü yerlerle alakalı o kadar derin bilgilere sahip ki, bilinçli gezmenin güzelliğini tatmak istiyorsunuz. Bölümün sonunda ise İlber hocanın mutlaka görülmesi gerekiyor dediği belli rotaların bir listesini görüyorsunuz.

Neler İzlenmeli, Neler Dinlenmeli, Neler Okunmalı?

Kitabın çok sevdiğim bir diğer bölümü de yedinci bölümde. Çünkü bu bölümde İlber hoca ne izlememiz, ne dinlememiz ve ne okumamız gerektiği ile alakalı oldukça detaylı tavsiyelerde bulunuyor. Her birini burada tek tek anlatmak mümkün değil. Bu yüzden bunların listesini sizinle ayrıca paylaşacağım.

Ama özetle sinemada İtalyanların, müzikte Almanların, romanda Rusların ve şiirde ise İranlıların zirveye çıktıklarınden bahsetmiştir. Tabi bundan bahsederken aynı zamanda Fransız ve Türk edebiyatından da güzel örneklerinin altını çizmiştir.

Kitabın son bölümü olan sekizinci bölümde ise, bir insanın yaşadığı şehirde nasıl yararlanacağını dair bazı notlar paylaşmıştır. Ve iyi şehir kavramını şöyle açıklamıştır İlber hoca; “İyi bir şehir iyi bir kütüphanede çalıştıktan sonra, iyi bir salonda iyi bir tiyatro oyunu seyredebildiğin ve bu temsilin ardından güzel bir kafeye gidip sevdiklerinle sohbet edebildiğin şehirdir.”

Kısaca toparlamak gerekirse…

Aslında kısaca toparlamak mümkün değil. Çünkü kitabı okuyanlar biliyordur, o kadar dolu dolu yaşanmış, bilgi ve tecrübeyi buraya sığdırmak mümkün değil. Bu yüzden bu hayat rehberini mutlaka alın ve faydalanın.

Ben bu kitabı bitirdiğimde ne kadar az şey bildiğimi, yaşadığım şehirden, edebiyattan, filmden, tarihten yani içinde dünyadan ne kadar az istifade ettiğimi farkettim. Gerçekten eğer kayda değer bir ömür yaşamak istiyorsak, çok çalışmalı, hayatın sunduğu fırsatları kollamalı ve kendimizi tüm gelebilecek bu fırsatlara karşı da hazır hale getirmeliyiz. Bunu bazen uzun bir süre anlayamıyoruz. Kendi elimizde etrafımıza dizdiğimiz o dış etkenler yüzünden… Sonunda da bize kalan ifadesiz bir yüz oluyor. Çünkü öyle diyordu İlber hoca; “Yaşadıklarınız yüzünüze yansır. İfadeniz bomboşsa hiçbir şey yaşamadığınız kolayca anlaşılır. Bundan kaçının, yüzünüz ifadesiz kalmasın.”

Dilerim, bu yazı ve bu kitap daha anlamlı bir hayat için ve yüzünüzdeki en güzel ifadenin oluşması için en büyük ilhamınız olur.

Sevgilerimle.

Sizi seviyorum!🧡

More from tastimcemberimden

Acımasız | Gerçek | Ağır : Çürümenin Kitabı 

Selam ! Cioran nihayet bitti. Ama şunu söylemeliyim ki ne çok çabuk...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

2 × four =