BENLİK, PERİ MASALLARI VE KORKUNUN BLÖFÜ

Merhaba!

Hepimizin hayatı, mutluluğu ve hevesleri çoğu zaman bir yerde, birileri tarafından sabote ediliyor. Bu bazen çalıştığımız iş yerinde, bazen gittiğimiz bir kursta ve ya stajda bazen de bir arkadaş ortamında ve hatta bazen evimizde olabiliyor. Sonra tıkanıp kalıyoruz.

Devam edecek gücü bulamıyoruz.

Çünkü bize kendimizi o kadar yetersiz hissettirmişlerdir ki ve bunu o kadar kendinden emin söylemişlerdir ki, haklı olabileceklerini bile düşünmüşüzdür.

Tabi bu arada, zaman akmaya devam etmiştir.

Biz dibin en dibinde ağlayıp sızlanırken, bir şarkıcı yeni bir beste yapmıştır.

Bir ressam yepyeni bir tablo çizmiştir.

Bir mucit yepyeni bir icat bulmuştur.

Bir gezgin daha önce hiç görmediği koyları keşfetmiştir.

Bir bilim insanı, tüm dünyaya fayda sağlayacak yeni bir şey bulmuştur.

Ama biz o tıkandığımız en dip noktada kalakalmışız. Düşüncelere dalmışız. Acımızdan zevk almaya bile başlamışız hatta.

“Belki de gerçekten yeterince iyi değilimdir. Belki de ben olmasam daha iyi olur. Belki bu hayatın bana ihtiyacı yoktur. Belki çitin üzerinden atlayan o atlardan değilim ve hiçbir zaman olamayacağım da.” gibi düşüncelerle boğuşmuşuzdur.

Ya da daha da ileriye gidip şöyle düşünmüşüzdür; “belki, biz dibin en dibindeyken, gözlerimizi ışığıyla kamaştıracak biri gelecek ve ” Sen mükemmelsin, hey şu yeteneğe bir bakın! Seni şimdi hemen olabilecek en üst noktaya taşıyalım. ” diyecek ve biz zahmetsizce keşfedilmenin gururuyla sonsuza kadar mutlu bir hayat yaşayacağız.

Ama bunlar sadece filmlerde ve masallarda oluyor. Çünkü bize hep böyle öğretildi. Ya tüm zorluğun arasında bir kahraman gelip bizi kurtarmalı ya da mükemmel/ kusursuz bir hayat için biz süper güçleri olan bir kahraman olmalıyız. Başka ve daha gerçekçi bir seçenek varken, bizi bu iki seçenekten birinin düşüne ikna ettiler.

E her ikisinin de gerçekleşmeme ihtimali bu kadar yüksekken ne yapmak lazım?

Bir kere hayatımızın merkezine kendimizi koymalı ve buna sıkı sıkıya bağlı olmalıyız. Bu bencillik değil. Değer ile alakalı. İnanın bana, kendi köklerine bağlı olmayan insan, genellikle başkalarının tepkilerinden, düşüncelerinden, hayat tarzından çok daha fazla etkileniyor. Ve kendi yolunu çizdiğini zannederken, aslında hep başkalarının yolunda yokuşunda yoruluyor. Sonunda da mutsuz oluyor haliyle. İşte bu yüzden merkezde kendimiz olmalıyız.

GERİDE BIRAKABİLMEK

Bir diğer şey ise, geride bırakabilmeyi bilmek. Evet. İyileşmenin ve yol alabilmenin belki de en büyük koşulu bu. O yüzden en dip seviyedeki “benliğimizi” aşabilmeliyiz. Bunu biraz da şuna benzetiyorum ben. Bir uçan balonun ipini kopardığınızda uçar ve gider. Çünkü onun doğası budur. Yükselmek için var olmuştur. Ve gökyüzünde süzülmesi için de iplerinin kopması ve yer yüzünü geride bırakması gerekmektedir. Tıpkı bizler de öyleyiz işte. Yükselebilmemiz için sahte yükümlülüklerin yükünden sıyrılabilmeliyiz.

DELİREREK DEĞİL BİLİNÇLENEREK BELİRMEK

Bir diğer önemli olan üçüncü yol ise, delirerek değil, bilinçlenerek belirmek. Çünkü hepimiz parlamak istiyoruz. Birileri bizdeki ışığı görsün ve hayret etsin, imrensin, bize özensin, bizden ilham alsın. Bir ikon olalım istiyoruz. Ama bazen bu yolda gösterdiğimiz çaba ve yöntemler yanlış olabiliyor. O yüzden de belirmek için, düşlerimizle alakalı tüm durumları öncelikle kendi içimizde değerlendirmeli, bu değerlendirmeyi yaparken objektif olabilmeli, savaşırcasına değil, bu şeyleri uzlaşmacı bir tavır takınarak akıl ve mantık çerçevesinde gerçekleştirmeliyiz.

Son olarak, korkmamalıyız. Hepimizin, bir zamanlar çok korktuğu ama şimdi geride kaldığını fark ettiğimiz durumlar ve olaylar mutlaka vardır. O zaman çok basit bir matematik ile şöyle düşünebiliriz; “Eğer beni bir zamanlar deli gibi korkutan, uykularımı bölen, hayatımı sabote eden o şey geride kalmışsa, demek ki o korku bana blöf yapmış.” İşte bu kadar basit.

Toparlayacak olursak hayatı zorlaştırmak yerine kolaylaştırmak için, bence kendimizi tanımalı, sevmeli ve kendimize değer vermeliyiz. Hayatımızın merkezine başkalarını değil, “kendi benliğimizi” koymalıyız. Ki ancak bu şekilde o varoluş sıkıntısı ya da kendini konumlandırabilme derdinden kurtuluruz. Hayal ettiğimiz şeyler için kendi yöntemlerimizi akılcı bir şekilde gerçekleştirmeliyiz. Ve korkunun blöf yaptığını, eninde sonunda çaresiz bir şekilde geride kaldığını bilmeliyiz.

Bir de, ışığın, yolu, karanlığın ise yıldızları belirgin kıldığını kendimize sürekli hatırlatalım.  Olur mu?

Sizi seviyorum!

Keyifli günler!

More from tastimcemberimden

Telaşım Ektedir !

Merhaba!  Çok klişe biliyorum ama yine de söylemeliyim; “Hayat süprizlerle dolu!” Bundan...
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

19 − 5 =