30’LU YAŞLARIN BAŞINDA ÖĞRENDİĞİM 3 ŞEY

Merhaba yeniden umarım iyisinizdir. Bugün otuzlu yaşların başında öğrendiğim üç şeyden bahsetmek istiyorum.

Zaman, maalesef ki geriye dönüp bakınca anlaşılan bir şey. Işık hızıyla yaşadığımız çoğu şeyin bize neler getirdiğini ve bizden neleri götürdüğünü yalnızca geriye dönüp bakınca anlayabiliyoruz.

Yaşamımızı, bedenimizi ve zihnimizi nasıl bilinçsizce, hoyratça yıprattığımızı sonradan fark ediyoruz. Ve bence otuzlu yaşlar insanın aydınlanma çağı. Yaşama, bedene ve zihine dair hem bazı telafiler yapmaya çalıştığınız hem de önlemler almaya başladığınız bir dönem. Çünkü artık belli bir olgunluğa erişmişsinizdir ve insanlara hayır demeyi, sizden istenen her şeyi yapmak zorunda olmadığınızı biliyorsunuzdur. Onlu ya da yirmili yaşlarda aradığınız şeyler büyük ölçüde son bulmuştur. Hayatınızda tutmak istediklerinizi tutuyor ve çıkarmak istediklerinizi çıkarıyorsunuzdur yani sosyal endişeleriniz en aza iniyor. Üstelik zihin ve beden sağlığınız tamamen düşüşe geçmemiş ve bu yüzden enerjiniz devam etmektedir.

İşte ben de, tam da 30’lu yaşların henüz başındayken tüm bunların farkına vardığım için kendimi çok şanslı hissediyorum. Ve toplumun ya da çevremin benim için belirlediği standartlara uymak yerine kendi yaşam kılavuzumu oluşturuyorum.

Şimdi hayatımda önem verdiğim şeyler yalnızca şunlar:

1. Zihin ve beden sağlığım:

Artık uykumu iyi almaya çalışıyorum.
Ve uyanır uyanmaz biraz egzersiz yapıyorum.
Bol bol su içiyorum.
Bunlar cüzdanınızı değil zihninizi ikna ederek yapabileceğiniz basit ama çok faydalı şeyler.
Soğuk duş almaya çabalıyorum, ki bu benim için zor bir geçiş. Ama öncesinde kuru fırçalama yapılan soğuk duşun; kan dolaşımını hızlandırdığını, lenf sıvısı dolaşımını düzenlediğini, selülitle savaşmaya yardımcı olduğunu, stresi azalttığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini öğrendiğimden beri bunları düzenli olarak yapmaya ve yaşamımın bir parçası haline getirmeye özen gösteriyorum.

2. Beslenme düzenim

Sağlıklı beslenmeyi çok geç öğrenen, üzüldüğünde ve strese girdiğinde abartısız söylüyorum günlerce yemek yemeyen, suyu yalnızca çok sıcak havalarda içen, kahve içtiğinde su ihtiyacını giderdiğini zanneden, meyve yemek aklının ucundan bile geçmeyen biri olarak şunu söyleyebilirim: sağlıklı beslenmek sağlıklı bir zihni ve sağlıklı bir zihin ise doğru kararlara ve doğru yaşanmış bir hayata eşittir.

O ki öyle olmasa zaten uzun yıllardır bilim insanı, “sağlıklı beslenme ve zihin arasındaki ilişki” üzerine binlerce araştırma yapmazdı. Üstelik yapılan araştırmalar o kadar ilginç sonuçlar vermiş ki.

Örneğin “omega üç yağ asitleri “hafızayı güçlendiriyor.
D vitamini beynin enerji üretmesine yardımcı oluyor ve depresyon riskini azaltıyor. Magnezyumun olduğu yeşil yapraklı sebzeler tükettiğinizde uykusuzluğunuz azalıyor.

Yani insan vücudu bir makina gibi aslında ve “düşünce, duygu, hareket ve büyümeyi kontrol eden” milyarlarca hücreden oluşuyor. Ve üstelik tüm bu hücreler birbiriyle sürekli iletişim halinde ve vücudu çok daha dinç, sağlıklı ve işlevsel tutmak için birlikte çalışıyorlar. Bizim de bu makineyi çalıştırmak, yaralanmalara, hastalıklara üzüntüye, zamanın değişen tüm koşullarına karşı güçlü tutabilmemiz ve kendini onarabilmesi için ona iyi bakmamız gerekiyor. Ve sağlıklı beslenmek bunun en önemli ilk adımı.

3. Kendimle ve etrafımdakilerle olan ilişkim

Otuzlu yaşlara doğru ya da otuzlu yaşlardan itibaren ilk olarak kendinizi ve sonrasında yakınınızda tutmak istediğiniz bir elin parmak sayısını geçmeyen birkaç kişiyi önemsiyorsunuz. Bu bencillik değil.

Etrafınızda sizi tüketen, aşağı çeken ve yalnızca dert ve tasa konuştuğunuz ya da hep aynı şeyleri anlattığınız, sizi bir adım öteye taşımayan, kuru bir kalabalık yerine potansiyelinizi hatırlatacak, ufkunuzu genişletecek ve hayata bambaşka perspektiflerden bakmanızı sağlayacak insanları istemeniz çok doğal ve çok doğru.

Ben artık gerçekten bunu yapmaya çalışıyorum.

Yani Nil Karaibrahimgil’in de söylediği gibi:

” Sevdiğin insanlar bul, işlerini onlarla yapmanın yollarına bak.
“Hayat yap, et, çalış, başar”la geçiyor.
Ve bu maroton çok sevdiklerinle geçerse
Iş yapmamış sürekli aşk yapmış olursun.”

İşte tam da bunları yapıyorum ve hayatın hakkını vermeye çalışıyorum.
Bunlar gerçekten çok kıymetli, çünkü yalnızca bir tane hayatımız var. Ta en başta söylemiştim ya, ” neler yaşadığımız geriye dönüp bakınca anlaşılıyor” İşte o yüzden güzel beslenelim, vücudumuzu yani o makinayı doğru çalıştıralım, kayda değer bir hayatımız, bir elin parmak sayısını geçmese bile bize gerçekten iyi gelen dostlarımız, arkadaşlarımız olsun. Ama kendimizle başbaşa kalabilecek irademizde olsun. Çünkü yalnız başına kalabilme becerisi özellikle, zaman zaman üzerimize birsel gibi gelen yorucu bir kuru bir kalabalıkla, sorunlarla, yorgunlukla başa çıkabilmek için güzel bir fırsat. Sadece aradaki dengeyi iyi kurmamız gerekiyor.

Toparlamak gerekirse, İlber ortaylı’nın şu sözüyle bitirmek istiyorum. Diyor ki İlber hoca:

Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır. İnsanın yüzü bir kitap gibi okunabilir. İfadeniz bomboşsa hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir. Bundan kurtulmak mümkündür; yaşayın, monotonluktan uzaklaşın, gezin, görün, keşfedin, başkalarıyla ilgilenin, okuyun, sevin. Bunları dolu dolu yapın ki izleri yüzünüze yansısın. Yüzünüz ifadesiz kalmasın.

Çok da doğru çok da güzel söylemiş.

Her birinize yaşamınızın her bir saniyesinin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatmak istedim. Size hatırlatırken kendime de hatırlatmış oluyorum her defasında.

Beni @taştımçemberimden isimli instagram hesabımdan takip edebilir, yorum ve önerilerde bulunabilirsiniz.

Kendinize iyi bakın, hoşça kalın.

Yazar

fatmaadmis@gmail.com
Selam, ben Fatma, Halkla İlişkiler ve Reklam bölümü doktora öğrencisiyim. Aynı zamanda kreatif bir tasarım ajansında Dijital PR Danışmanı ve İçerik Üretici olarak çalışıyorum. Blog dünyasındaki 9.yılım. Hep şuna inandım. Hepimiz dünyaya geldiğimizde aslında bir çemberin içine doğuyoruz. Ve büyüyüp yaş aldıkça, bir şeyleri anlamlandırmaya başlayınca o çemberin içinden dışarı taşmaya çalışıyoruz. Tabi bunu yaparken çeşitli zorluklarla karşılaşıyor, bazı yokuşlardan yukarı tırmanmaya çalışıyoruz. O esnada bazı insanlar zorlandığımızı görünce "gel, bir de bu yolu dene." diyorlar. Halbuki gösterdikleri yol onların yolu, bizim değil. O yüzden diyorum ki yokuşlarımız yalnızca bizi alakadar eder. Çünkü çemberimizden ancak bu şekilde taşabiliriz. Burada bana ilham veren kişilerin öykülerini, okuduğum kitapları, izlediğim film ya da belgeselleri yani beni çemberimden taşıran şeyleri paylaşıyorum. Eğer sen de ilhamını bulmak ve çemberinden dışarı taşmak istiyorsan bu öğrenme yolculuğunda bana eşlik edebilirsin.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir